Türk Medeni Kanunu · Tanıma ve Babalık Hükmü

TMK Madde 300: Tanımanın İptalinde Hak Düşürücü Süreler

Türk Medeni Kanunu'nun 300. maddesine göre tanıyanın dava hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer; ilgililer için bir yıllık süre tanımayı ve tanıyanın baba olamayacağını öğrenmeden, çocuk için ise erginlikten işler. Süreler geçmişse gecikmeyi haklı kılan sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir. Bu sayfada madde metnini, sürelerin başlangıcını, öğrenme tarihinin nasıl belirlendiğini, bir aylık ek sürenin koşullarını, madde gerekçesini ve konuya ilişkin Yargıtay kararlarını bulacaksınız.

Av. Aydın AydarAv. Aydın AydarHazırlayan · Boşanma avukatı 12 yüksek mahkeme kararı Güncelleme: 24 Eylül 2026
Resmî metin4721 sayılı Türk Medeni Kanunu

İkinci Kitap: Aile Hukuku › İkinci Kısım: Hısımlık › Birinci Bölüm: Soybağının Kurulması › Üçüncü Ayırım: Tanıma ve Babalık Hükmü › A. Tanıma › III. İptal davası

3. Hak düşürücü süreler

Madde 300

  1. (1)Tanıyanın dava hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
  2. (2)İlgililerin dava hakkı, davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
  3. (3)Çocuğun dava hakkı, ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
  4. (4)Yukarıdaki süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.
Yürürlük: 01.01.2002 · Yürürlüğe girdiğinden beri değişmedimevzuat.gov.tr

Fıkra numaraları atıf kolaylığı için eklenmiştir; metin, mevzuat.gov.tr'deki güncel resmî metinle aynıdır.

Bu sayfada
  1. Madde metni
  2. TMK 300 ne düzenler?
  3. Tanıyanın süresi
  4. İlgililerin süresi
  5. Çocuğun ve altsoyun süresi
  6. Öğrenme tarihi nasıl belirlenir?
  7. Bir aylık ek süre
  8. Sürelerin niteliği ve usul
  9. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları
  10. Madde gerekçesi
  11. 743 sayılı eski Medeni Kanun'daki karşılığı
  12. Değişiklik geçmişi
  13. İlgili maddeler
  14. Sık sorulan sorular
Kısaca

TMK 300, tanımanın iptali davasının ne zamana kadar açılabileceğini belirler. Tanıyan için süre, iptal sebebinin öğrenildiği ya da korkunun etkisinin kalktığı tarihten bir yıl, her hâlde tanımadan beş yıldır. İlgililer için bir yıl, davacının hem tanımayı hem de tanıyanın baba olamayacağını öğrendiği tarihten işler; çocuk için ise ergin olmasından bir yıl geçer. Bu süreler hak düşürücü süredir, zamanaşımı değildir: hâkim kendiliğinden gözetir, kesilmez ve durmaz (Yargıtay 2. HD, 2023/2722 E., 2024/3359 K., 13.05.2024). Başlangıç noktası olan "öğrenme", kesin kanaate ulaşmayı ifade eder; şüphe süreyi başlatmaz (Yargıtay HGK, 2017/1920 E., 2018/1432 K., 16.10.2018). Süreler geçmişse yalnızca gecikmeyi haklı kılan bir sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir; salt "geç öğrendim" demek bu ek süre için yeterli değildir (Yargıtay 2. HD, 2025/7109 E., 2025/9669 K., 17.11.2025).

Hak düşürücü süre
Geçmesiyle hakkın kendisi sona eren, hâkimin res'en gözettiği süre (TMK m. 300).
Öğrenme
Tanıyanın baba olmadığı konusunda kesin kanaate ulaşılması (TMK m. 300/1-2).
Haklı sebep
Davanın süresinde açılmasını fiilen engelleyen durum (TMK m. 300/4).
Ek süre
Haklı sebebin ortadan kalkmasından başlayan bir aylık süre (TMK m. 300/4).

TMK 300 ne düzenler?

KimSüreBaşlangıç
Tanıyan1 yılİptal sebebinin öğrenilmesi
Tanıyan1 yılKorkunun etkisinin kalkması
Tanıyan5 yıl (mutlak)Tanıma tarihi
İlgililer1 yılTanımayı ve tanıyanın baba olamayacağını öğrenme
İlgililer5 yıl (mutlak)Tanıma tarihi
Çocuk1 yılErgin olma
Çocuğun altsoyu1 yılÇocuğun ölümünün öğrenilmesi
Herkes1 ay (ek)Haklı sebebin ortadan kalkması
NiteliğiHak düşürücüHâkim res'en gözetir
ŞüpheSüreyi başlatmazKesin kanaat aranır
Yargılama dışı raporSüreyi başlatırRaporun öğrenildiği tarih
Adli tatilSüreleri uzatmazHMK m. 103/1-b

TBMM gerekçesine göre maddenin ilk üç fıkrası, içerik bakımından İsviçre Medenî Kanunu'nun 260c maddesinin ilk iki fıkrasının büyük oranda aynısıdır. Gerekçe fıkraları tek tek açıklar: birinci fıkrada tanıyanın dava hakkı yanılma veya aldatmanın öğrenildiği ya da korkunun etkisinin kalktığı tarihten bir yıl ve her hâlde tanımadan beş yıl geçmekle düşer; ikinci fıkrada ilgililer için süreler yine bir ve beş yıldır, bir yıllık süre davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten, beş yıllık süre ise tanıma tarihinden işler; üçüncü fıkrada çocuğun dava hakkı erginlikten bir yıl geçmekle düşer. Son fıkra için gerekçe, kaynak İsviçre hükmünde böyle bir ek süre bulunmadığını açıkça belirtir ve ek süreyi Türk kanun koyucusunun tercihi olarak sunar: haklı sebep ortadan kalktıktan sonra davanın ne zamana kadar açılabileceğinin kanunda açıkça düzenlenmesi gerektiğinden hareketle bir aylık bir süre belirlenmesi uygun görülmüştür. Tasarının 300. maddesi Adalet Komisyonunun değişiklik listesinde yer almadığından Tasarıdaki hâliyle kabul edilmiştir (S. Sayısı 723, s. 311-314).

Dikkat

Bu maddede en çok yapılan hata, davanın yanlış nitelendirilmesidir. Çocuk evlilik içinde doğmuşsa yol soybağının reddidir ve süreler 289. maddededir; soybağı tanımayla kurulmuşsa yol tanımanın iptalidir ve süreler buradadır (Yargıtay 2. HD, 2023/7902 E., 2023/5431 K., 21.11.2023). "Nüfus kaydının silinmesi" başlığıyla açtığınız dava da, kayıt bir tanıma senedine dayanıyorsa tanımanın iptali sayılır ve bu sürelere tabi olur (Yargıtay 8. HD, 2017/10849 E., 2019/4600 K., 06.05.2019). İkinci sık hata, öğrenme tarihini belgelememektir: yargılama dışında aldırdığınız bir babalık raporu elinize geçtiği anda bir yıllık süre işlemeye başlar, buna karşılık salt kuşku süreyi başlatmaz (Yargıtay 2. HD, 2021/9667 E., 2021/10069 K., 27.12.2021). Üçüncü hata, son fıkraya sığınmaktır: ek süre, geç öğrenmeye değil gecikmeyi haklı kılan sebebe bağlanmıştır ve bu ayrımın kesinleşmediğini de belirtmek gerekir, konu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun önündedir (Yargıtay 2. HD, 2026/4934 E., 2026/6868 K., 18.06.2026). Son olarak süreler adli tatilde durmaz; soybağı davaları tatilde de görülür (Yargıtay 2. HD, 2025/7322 E., 2025/9752 K., 17.11.2025).

Tanıyanın süresi

  • Bir yıl: İptal sebebinin öğrenilmesinden (TMK m. 300/1).
  • Alternatif başlangıç: Korkunun etkisinin ortadan kalkması.
  • Sebepler: Yanılma, aldatma, korkutma (TMK m. 297).
  • Mutlak süre: Tanımanın üzerinden beş yıl.
  • Katı uygulama: Beş yıl geçmişse haklı sebep aranır (Yargıtay 2. HD, 2025/7109 E., 2025/9669 K., 17.11.2025).
  • Hesap: Tanıma tarihi nüfus kaydından belirlenir.

İlgililerin süresi

  • Bir yıl: Tanımayı ve tanıyanın baba olamayacağını öğrenmeden (TMK m. 300/2).
  • Çift koşul: Yalnız tanımayı öğrenmek yetmez.
  • Mutlak süre: Tanımanın üzerinden beş yıl.
  • Aykırı uygulama: Beş yılın ilgili için tanıma tarihinden başlaması mümkün görülmemiştir (Yargıtay 8. HD, 2017/9754 E., 2019/4021 K., 11.04.2019).
  • Davacılar: Ana, çocuk, altsoy, savcı, Hazine, ilgililer (TMK m. 298).
  • Tipik başlangıç: Mirasçılık belgesinin alındığı tarih.

Çocuğun ve altsoyun süresi

  • Çocuk: Ergin olmasından başlayarak bir yıl (TMK m. 300/3).
  • Bağımsızlık: Ananın dava açmamış olması çocuğun hakkını düşürmez.
  • Altsoy: Süre çocuğun ölümünün öğrenilmesinden işler (Yargıtay HGK, 2017/1920 E., 2018/1432 K., 16.10.2018).
  • Gerekçe: Altsoyun dava hakkı çocuğun ölümüne bağlıdır.
  • Temsil: Küçük çocuğa kayyım atanır (TMK m. 284).
  • Beş yıl: Çocuk için mutlak süre öngörülmemiştir.

Öğrenme tarihi nasıl belirlenir?

Bir aylık ek süre

Sürelerin niteliği ve usul

Uygulamada

Bu davada ilk yapılacak iş bir takvim çıkarmaktır. Üç tarihi yan yana yazın: tanıma tarihi, öğrenme tarihi ve dava tarihi. Tanıma tarihini nüfus müdürlüğünden alacağınız kayıt örneğinden ya da tanıma senedinden belirleyin; "yaklaşık" tarihlerle çalışmayın. Öğrenme tarihini mutlaka bir belgeye bağlayın: yargılama dışında aldırdığınız bir babalık raporu, size tebliğ edilen bir dava dilekçesi, mirasçılık belgesi ya da nüfus kayıt örneği işinizi görür. Bu belgenin tarihinden itibaren bir yılınız vardır ve bu süre yaz aylarında da işler. Tanımanın üzerinden beş yıl geçmişse ayrı bir yol izlemeniz gerekir: dilekçenizde yalnızca "yeni öğrendim" demeyin; sizi dava açmaktan alıkoyan somut engeli, bu engelin ne zaman ortadan kalktığını ve dava tarihinizin bundan sonraki bir ay içinde olduğunu ayrı ayrı gösterin. Aldatma veya baskı iddianız varsa bunu tanık listesiyle ve varsa genetik raporla destekleyin; soyut bir beyan ek süre için yeterli görülmemektedir. Karşı taraf süre def'i ileri sürmese bile mahkeme süreyi kendiliğinden inceleyeceğinden, süre savunmasına ilişkin açıklamalarınızı dava dilekçenizde baştan yapın; cevaba cevap aşamasına bırakmayın. Davanızı doğru adlandırmaya da dikkat edin: kayıt bir tanıma senedine dayanıyorsa dava tanımanın iptalidir, nüfus kaydının düzeltilmesi değil; bu ayrım hem görevli mahkemeyi hem de süreye tabi olup olmadığınızı belirler. Son olarak, süre geçmiş olsa bile çocuğun kendi dava hakkı ergin olmasından itibaren bir yıl daha ayrıca işler; bu hak anne ya da babanın davranışından bağımsızdır.

Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları

Aşağıdaki kararlar resmî karar arama sistemlerinden alınmıştır. Her kartta kararın vardığı ilke, olayın özeti, karardan birebir bir alıntı ve kararın uygulamadaki anlamı yer alır. Konuya göre süzmek için düğmeleri kullanabilirsiniz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu2017/1920 E. · 2018/1432 K.16.10.2018

Tanıyanın baba olmadığının öğrenilmesi kesin kanaate ulaşmayı ifade eder; şüphe süreyi başlatmaz ve çocuğun altsoyu için süre çocuğun ölümünün öğrenilmesinden işler

Nüfus kaydındaki baba isminin düzeltilmesi istemiyle açılan davada görevli mahkemenin hangisi olduğu tartışıldı. Genel Kurul, çözüme varmak için soybağının kurulma ve kaldırılma yollarını, tanımanın iptali davasında ispat kuralını ve hak düşürücü süreleri sırasıyla ele aldı.

“Hak düşürücü sürelerin işlemesiyle ilgili olarak iki hususun belirtilmesi gereklidir. Birincisi, tanıyanın baba olmadığının öğrenilmesi, bu hususta kesin kanaate ulaşılmasını ifade eder. Tanıyanın babalığından şüphe duyulması, sürenin başlaması için yeterli olmaz. İkincisi, çocuğun altsoyunun iptal davası açması, çocuğun ölümü hâlinde mümkün olabildiği için, çocuğun altsoyu için hak düşürücü süreler, çocuğun ölümünün öğrenilmesinden itibaren başlayacaktır (Dural/Öğüz/Gümüş, s.291-292). Yukarıda belirtildiği üzere soybağı davaları TMK'da sayma usulü ile belirlenmiştir. Bu davalar dışında soybağı davası açabilmek imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca 4721 sayılı TMK'nın 284. maddesine göre Hukuk Muhakemeleri Kanunu kurallarının uygulanması asıl olmakla birlikte, soybağına ilişkin davalarda hâkimin maddi olguyu resen araştırması, kanıtları serbestçe takdir etmesi ve ayrıca aynı maddenin ikinci fıkrasına göre soybağının belirlenmesinde zorunlu olan hâllerde sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere tarafların ve üçüncü kişilerin rıza göstermeleri gereklidir. 4721 sayılı TMK'nın söz konusu düzenlemeleri dikkate alındığında, soybağı davalarının ilelebet açılabilmesini kabul etmemiş, belirli bir süre geçtikten sonra soybağı ile itirazları bir daha açılmamak üzere kapatılmasını yeğlemiştir. Onun için bu tür davalara hak düşürücü süreler getirilmiştir”

Ne anlama geliyor? Bu pasaj maddenin üç temel sorusunu birden yanıtlar. Süre ne zaman başlar? "Öğrenme", tanıyanın baba olmadığı konusunda kesin kanaate ulaşmak demektir; babalıktan şüphe duymak süreyi başlatmaz. Çocuğun altsoyu için başlangıç nedir? Altsoyun iptal davası açması ancak çocuğun ölümü hâlinde mümkün olduğundan, onlar için süreler çocuğun ölümünün öğrenilmesinden itibaren işler. Bu süreler neden var? Genel Kurul, kanun koyucunun soybağı davalarının sonsuza kadar açılabilmesini kabul etmediğini, belirli bir süreden sonra soybağına yönelik itirazların bir daha açılmamak üzere kapatılmasını yeğlediğini söylüyor. Yani süreler çocuğun kimlik istikrarını korumak içindir; mahkeme bunları taraflar ileri sürmese de kendiliğinden gözetir.

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (mevzuat.adalet.gov.tr)Kararın tam metni
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi2023/2722 E. · 2024/3359 K.13.05.2024

İlk derece mahkemesinin "zamanaşımı" diye adlandırdığı süre gerçekte hak düşürücü süredir; adlandırma yanlış olsa da sonuç değişmediğinden karar onanır

İlgili sıfatıyla açılan tanımanın iptali davasında ilk derece mahkemesi, davanın öğrenmeden sonraki bir yıllık ve tanımadan sonraki beş yıllık süreler geçtikten sonra açıldığını, gecikmeyi haklı kılan bir sebep de ileri sürülmediğini belirterek davayı reddetti; ancak kararında bunu "zamanaşımı" olarak adlandırdı. Bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetti.

“delillerin takdirinde hata görülmemesine ve özellikle İlk Derece Mahkemesi kararında zamanaşımı olarak ifade edilen sürenin hakdüşürücü süre olduğunun anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.”

Ne anlama geliyor? Adlandırma farkı önemsiz değildir. Zamanaşımı bir def'idir: karşı taraf ileri sürmezse hâkim kendiliğinden dikkate alamaz, kesilir ve durur. Hak düşürücü süre ise hakkın kendisini sona erdirir: hâkim yargılamanın her aşamasında res'en gözetir, kesilmez ve durmaz, feragat edilemez. TMK 300'deki süreler ikinci gruptandır. Bu yüzden davalı hiçbir şey söylemese, hatta davayı kabul etse bile süre geçmişse dava reddedilir. Dairenin bu dosyada yaptığı, yanlış adlandırmayı düzeltip sonucu doğru bulmaktır. Dilekçenizde süreyi "zamanaşımı" diye yazmayın; daha önemlisi, karşı tarafın sessiz kalmasına güvenmeyin.

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (mevzuat.adalet.gov.tr)Kararın tam metni
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi2023/7902 E. · 2023/5431 K.21.11.2023

Soybağı tanımayla kurulmuşsa dava soybağının reddi değil tanımanın iptalidir; süre 289. maddeye göre değil 300. maddeye göre hesaplanır

Evlilik dışı doğan çocuk, 2015 yılında düzenlenen tanıma belgesiyle babanın nüfusuna kaydedildi. Baba sonradan çocuğun kendisinden olmadığını öğrendiğini ileri sürerek dava açtı. Mahkeme davayı soybağının reddi olarak nitelendirdi ve soybağının reddine ilişkin hükümlerdeki bir yıllık sürenin geçtiği gerekçesiyle reddetti.

“Yukarıdaki yasal düzenlemeler dikkate alındığında davanın "tanımanın iptali" davası olmasına rağmen yanılgılı değerlendirmelerle soybağının reddi davası olarak nitelendirilmesi ve soybağının reddine ilişkin hükümlerin uygulanması isabetsizdir. O halde Mahkemece yapılacak iş, davanın tanımanın iptali davası olduğu gözetilerek 4721 sayılı Kanun'un 300 üncü maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları değerlendirilerek karar vermekten ibarettir.”

Ne anlama geliyor? Davanın adı ile hukukî niteliği aynı şey değildir; niteleme hâkime aittir ve doğru niteleme doğrudan hangi sürenin uygulanacağını belirler. Çocuk evlilik içinde doğmuşsa babalık karinesi işler ve yol soybağının reddidir (TMK m. 286, süreler TMK m. 289). Çocuk evlilik dışında doğmuş ve soybağı tanımayla kurulmuşsa yol tanımanın iptalidir ve süreler 300. maddededir. Daire burada mahkemeye yapılacak işi de göstermiş: davayı tanımanın iptali olarak kabul edip 300. maddenin birinci ve dördüncü fıkralarını değerlendirmek. Dördüncü fıkranın anılması önemli: süre geçmiş görünse bile gecikmeyi haklı kılan sebep araştırılmadan ret kararı verilemez.

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (mevzuat.adalet.gov.tr)Kararın tam metni
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi2017/6684 E. · 2017/17311 K.21.12.2017

Tanımayla kurulan soybağında nüfus kaydının iptali için açılacak dava tanımanın iptalidir; tanımanın üzerinden süre geçmişse ve haklı sebep açıklanmamışsa dava reddedilir

Baba, 2010 yılında tanıma ile nüfusuna kaydettirdiği çocukların kayıtlarının iptalini istedi ve davayı 2014 yılında açtı. Mahkeme davayı soybağının reddi olarak görüp genetik rapora göre davacının baba olduğunu belirleyerek reddetti.

“Çocuklar ile baba arasındaki soybağı ilişkişi 03.12.2010 tarihinde tanıma ile kurulmuştur. Bu aşamadan sonra, baba hanesinde kayıtlı çocukların bu hanedeki kayıtlarının iptali için açılacak dava tanımanın iptalidir.”

Ne anlama geliyor? Kısa ama kesin bir kural: soybağı bir kez tanıma ile kurulmuşsa, o kaydı ortadan kaldırmanın yolu tanımanın iptali davasıdır. Dosyada mahkeme davayı soybağının reddi sayıp esasa girmiş ve rapora göre reddetmişti; Daire bu nitelemeyi yanlış bulmuş, ancak davanın zaten hak düşürücü süreden reddi gerektiğini, dolayısıyla sonucun doğru olduğunu belirterek kararı onamıştır. Buradaki pratik ders, tarihleri baştan hesaplamaktır: tanıma tarihi ile dava tarihi arasındaki fark beş yılı aşıyorsa, dilekçenizde gecikmeyi haklı kılan sebebi açıkça göstermeniz gerekir; açıklanmayan bir sebep, sonradan duruşmada söylenerek telafi edilemez.

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (mevzuat.adalet.gov.tr)Kararın tam metni
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi2017/10849 E. · 2019/4600 K.06.05.2019

Tanıma senediyle oluşan kaydın silinmesi istemi tanımanın iptali davasıdır ve aile mahkemesinde görülür

Davacılar, nüfus kayıtlarında kardeşleri olarak görünen kişiyi tanımadıklarını, bu isimde bir kardeşlerinin bulunmadığını ileri sürerek nüfus kaydının silinmesini istediler. Dosyadan, çocuğun ana ile baba arasında evlilik bağı bulunmadan, 2002 yılında noterde düzenlenen tanıma senediyle nüfusa kaydedildiği anlaşıldı. Asliye hukuk mahkemesi davayı esastan reddetti.

“dava 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 297 ve devamı maddelerinde düzenlenen çocuk aleyhine açılan tanımanın iptali davasıdır. Bu tür davalarda görevli mahkeme, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4. maddesi uyarınca aile mahkemesidir. Buna göre, Mahkemece Aile mahkemesinde görülmek üzere görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.”

Ne anlama geliyor? Dilekçenizin başlığı ne olursa olsun, kaydın tanıma senedine dayandığı anlaşıldığı anda dava tanımanın iptali sayılır. Bunun iki sonucu vardır. Görev: dava aile mahkemesinde görülür; asliye hukuk mahkemesi görevsizlik kararı vermelidir (TMK m. 284). Süre: nüfus kaydının düzeltilmesi davaları süreye bağlı değilken, tanımanın iptali 300. maddedeki hak düşürücü sürelere tabidir. Uygulamada en sık yapılan hata budur: "nüfus kaydının silinmesi" başlığıyla açılan dava, süresi çoktan dolmuş bir tanımanın iptali davasına dönüşür. Kaydın hangi işleme dayandığını dava açmadan önce nüfus müdürlüğünden isteyeceğiniz kayıt örneğiyle netleştirin.

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (mevzuat.adalet.gov.tr)Kararın tam metni
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi2021/9667 E. · 2021/10069 K.27.12.2021

Çocuğun kendisinden olmadığı yönündeki şüphe öğrenme sayılmaz; süre yargılama dışında alınan babalık raporuyla işlemeye başlar

Tanıyan, 2000 yılında noter senediyle tanıdığı çocuk hakkında 2018 yılında tanımanın iptali davası açtı. Dilekçesinde, çocuğun babasının kendisi olmayabileceği konusunda bazı duyumlar aldığını belirtmiş, ancak bu duyumları ne zaman aldığını açıklamamıştı. Mahkeme süreler geçtiği ve haklı sebep gösterilmediği gerekçesiyle davayı reddetti, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetti.

“Tanımanın iptali davasında, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı hususunda ve davanın temellendirilmesinde belirleyici olan "öğrenmenin", ne zaman gerçekleştiği noktasında şüphenin öğrenme açısından yeterli olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Yerleşik Yargıtay uygulamalarında, yargılama dışında elde edilmiş babalık raporlarına özellikle hak düşürücü süre niteliğindeki dava açma süresinin öğrenme tarihinden itibaren başlaması bakımından dikkate alındığı görülmekte, yani öğrenmenin yargılama dışı babalık testi ile gerçekleşmesi anında hak düşürücü sürenin başlayacağı kabul edilmektedir. Dolayısıyla bir çocuğun kendisinden olmadığı yönündeki şüphe öğrenme açısından yeterli kabul edilemeyecektir.”

Ne anlama geliyor? Bu karar, öğrenme tarihini ölçülebilir bir olaya bağlar. Şüphe yetmez: "içimde bir kuşku vardı", "çocuk bana benzemiyordu", "ortalıkta laf dolaşıyordu" gibi ifadeler süreyi başlatmaz. Rapor başlatır: yerleşik uygulamada, yargılama dışında aldırılan bir babalık testi sonucunun elinize geçtiği an öğrenme tarihi sayılır ve bir yıllık süre o gün işlemeye başlar. Bunun iki yönlü sonucu vardır: özel bir laboratuvara başvurduysanız, o raporun tarihini artık geriye çekemezsiniz; buna karşılık karşı taraf "sen yıllardır biliyordun" diyorsa, salt şüphe iddiası ile sürenin başlatılmasına da izin verilmez. Rapor tarihini ve dava tarihini dilekçenizde yan yana yazın.

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (mevzuat.adalet.gov.tr)Kararın tam metni
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi2017/8395 E. · 2019/1853 K.25.02.2019

Davacının öğrenme tarihine ilişkin beyanının aksi ispat edilemiyorsa mahkeme süreden ret kararı veremez, işin esasını incelemelidir

İlgili sıfatıyla dava açan kişi, tanımayı sulh hukuk mahkemesinden aldığı veraset ilamıyla öğrendiğini ileri sürerek çocuk ve ana aleyhine tanımanın iptalini istedi. Mahkeme, tanımanın iptali için öngörülen hak düşürücü sürelerin geçtiğini belirterek davayı reddetti.

“iptali istenen tanımanın öğrenildiği beyan edilerek dava açıldığına ve bunun aksinin dosya kapsamına göre iddia ve ispat edilemediğine göre, Mahkemece işin esası incelenip bir karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.”

Ne anlama geliyor? Öğrenme tarihi bir maddî vakıadır ve bu vakıanın aksini ileri süren taraf onu ispatlamak zorundadır. Davacı, tanımayı hangi belgeyle ve hangi tarihte öğrendiğini somut olarak açıklamışsa, mahkeme kendiliğinden "bundan önce de öğrenmiş olmalı" varsayımıyla davayı reddedemez. Bu dosyada davacı veraset ilamını göstermiş, aksi ispat edilememiş ve Daire işin esasına girilmesi gerektiğine karar vermiştir. Pratik sonuç: öğrenmenizi belgeye bağlayın. Mirasçılık belgesi, size tebliğ edilen bir dava dilekçesi, nüfus kayıt örneği ya da bir rapor — tarihi belli olan bir belge, sonradan yapılacak tartışmayı büyük ölçüde bitirir.

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (mevzuat.adalet.gov.tr)Kararın tam metni
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi2023/9436 E. · 2024/2699 K.18.04.2024

"Zaten şüpheleniyordum" beyanı, sonradan öğrendiği savını samimi olmaktan çıkarır; uzun süre dava açmayan davacı haklı sebebe dayanamaz

Tanıyan, evlilik dışı birliktelikten olan çocukları baskı altında nüfusuna kaydettirdiğini ve biyolojik baba olmadığı konusunda kuvvetli şüphe duyduğunu ileri sürerek 2022 yılında dava açtı. Yargılamada daha önce de aynı yönde duyum ve kuşkularının bulunduğunu, ancak dava açmadığını ifade etti; gecikmeyi haklı kılan bir sebep bildirmedi. Dava süreden reddedildi, istinaf ve temyiz başvuruları reddedildi.

“tescil tarihinden itibaren bu yana aradan çok uzun bir süre geçmesine rağmen dava açılmasındaki gecikmeyi haklı kılacak sebep bulunup bulunmadığına ilişkin başka bir iddia veya savunma da öne sürülmediği, ayrıca davacının davaya konu çocuğun kendisinden olmadığını sonradan öğrendiği beyanının samimi görülmediği, ben zaten şüpheleniyordum şeklindeki ifadesinin ise bu hususu desteklendiğini göstermekte olduğu, bu itibar ve kabul ile; davacının tanıman iptaline ilişkin davasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun)'un 300 üncü maddesinin 1 inci fıkrası hükmü uyarınca düzenlenen hak düşürücü süresi sonrasında açıldığı gerekçesi ile açılan davanın reddine karar verilmiştir.”

Ne anlama geliyor? Bu kart, önceki kartla birlikte okunmalıdır; ikisi çelişmez, birbirini tamamlar. Şüphe süreyi başlatmaz — bu doğrudur. Ama uzun yıllar süren bir şüpheye rağmen hiçbir adım atmamış olmak, sonradan "yeni öğrendim" demenizi inandırıcı olmaktan çıkarır ve 300. maddenin son fıkrasındaki haklı sebebe dayanmanızı engeller. Mahkeme burada tam olarak bunu yapmış, "ben zaten şüpheleniyordum" ifadesini geç öğrenme savının samimiyetini ortadan kaldıran bir unsur saymıştır. Alıntı, Dairenin onadığı ilk derece gerekçesinden alınmıştır. Doğru davranış şudur: şüphe duyduğunuz anda testi yaptırın; rapor elinize geçtiğinde bir yıl içinde davayı açın.

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (mevzuat.adalet.gov.tr)Kararın tam metni
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi2017/9754 E. · 2019/4021 K.11.04.2019

İlgili sıfatıyla dava açan kişi bakımından beş yıllık sürenin tanıma tarihinden işlemeye başlaması mümkün değildir; süre öğrenmeyle başlar

Davacı, murisinin mirasçılık belgesini alınca murisin tanıdığı bir çocuğun bulunduğunu gördü. Mirasçılık belgesi 13.06.2013 tarihinde alınmış, dava bu tarihten sonraki bir yıl içinde açılmıştı; ancak tanıma 1996 yılında yapılmış ve nüfusa tescil edilmişti. Mahkeme, tanımanın üzerinden beş yıl geçtiği gerekçesiyle davayı reddetti.

“Davacı Türk Medeni Kanunu'nun 300/2 maddesi kapsamında ilgili sıfatı ile dava açmış kişidir. Dava hakkı, tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Davacı tanımayı,murisinden mirasçılık belgesi aldığı tarihten sonra öğrendiğini açıklamış olup, mirasçılık belgesi 13.06.2013 tarihinde alınmıştır. Mahkemece, TMK'nın 300/2. maddesinde belirtilen; tanıma işleminden sonra herhalde beş yıllık süre içerisinde bu davanın açılması gerektiği, davanın 5 yılllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından davanın reddine karar verilmiş ise de; yasa metnindeki 5 yıllık sürenin ilgili açısından tanıma tarihinden itibaren başlaması mümkün olmadığından ve davacı da mirasçılık belgesi almakla öğrenmiş olup bir yıllık süre içerisinde davasını açtığından, davanın sürede kabulü ile işin esası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir.”

Ne anlama geliyor? Bu karar, maddenin en tartışmalı noktasına dokunur. Metin ilgililer için "her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl" der; Daire ise beş yıllık sürenin ilgili açısından tanıma tarihinden başlamasının mümkün olmadığını, davacının mirasçılık belgesini almakla öğrendiğini ve bir yıl içinde dava açtığını belirterek işin esasının incelenmesi gerektiğine karar vermiştir. Gerekçe, tanımadan haberi olmayan bir kişinin hakkının, o haberi almadan işlemeye başlayan bir süreyle sona ermesinin kabul edilemeyeceğidir. Buna karşılık 2. Hukuk Dairesinin sonraki uygulamasında beş yıllık üst sınır, tanıyanın açtığı davalarda katı biçimde uygulanmaktadır (Yargıtay 2. HD, 2025/7109 E., 2025/9669 K., 17.11.2025). Bu nedenle ilgili sıfatıyla dava açacaksanız beş yıllık süreye güvenmek yerine öğrenmenizi belgeleyin ve bir yıl içinde harekete geçin.

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (mevzuat.adalet.gov.tr)Kararın tam metni
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi2025/7109 E. · 2025/9669 K.17.11.2025

Salt "geç öğrendim" iddiası son fıkradaki bir aylık ek süreden yararlanmak için yeterli değildir; gecikmeyi haklı kılan ayrı bir sebep gerekir

Tanıyan, 2005 yılında yaptığı tanıma işleminin iptalini istedi. Yargılamada alınan Adli Tıp Kurumu raporu, davacının çocuğun babası olmadığını ortaya koydu ve ilk derece mahkemesi davayı kabul etti; bölge adliye mahkemesi hükmü tanımanın iptali biçiminde düzelterek onadı. Çocuğun kayyımı, davanın beş yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını ileri sürerek temyiz etti.

“Hak düşürücü sürelere ilişkin kurallar açık ve kesin şekilde düzenlendiğinden açıkça kıyas yapılacağına ilişkin bir düzenleme olmadığı sürece kıyas yoluyla genişletilemezler. Özetle davanın hak düşürücü sürede açılamaması için gecikmeyi haklı kılan bir sebep olması gerektiğinden salt geç öğrenme iddiası il 300/son maddesinde belirtilen bir aylık ek süreden yararlanılması mümkün değildir.”

Ne anlama geliyor? Daire burada iki kademeli bir ayrım yapıyor. Geç öğrenme bir olgudur; gecikmeyi haklı kılan sebep ise bu olgunun ötesinde, davayı süresinde açmanızı fiilen engelleyen bir durumdur. Kanun son fıkrada yalnızca ikincisine ek süre tanımıştır; hak düşürücü sürelere ilişkin kurallar açık ve kesin olduğundan kıyas yoluyla genişletilemez. Bu yorumun kesinleşmediğini de belirtmek gerekir: bozma kararına bölge adliye mahkemesince direnilmiş ve dosya, temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir (Yargıtay 2. HD, 2026/4934 E., 2026/6868 K., 18.06.2026). Dolayısıyla süre savunmasıyla karşılaşırsanız yalnızca geç öğrendiğinizi söylemekle yetinmeyin; öğrenmenizi geciktiren somut engeli ve o engelin ne zaman ortadan kalktığını ayrıca ortaya koyun.

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (mevzuat.adalet.gov.tr)Kararın tam metni
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi2026/3653 E. · 2026/5927 K.02.06.2026

Aldatma ve baskı altında yapılan tanımada gerçeğin öğrenildiği tarih tanık beyanları ve Adli Tıp raporuyla belirlenip bir ay içinde açılan dava süresindedir

Tanıyan, çocuğun kendisinden olduğuna inandırılarak 2010 yılında tanıma işlemi yaptığını, uzun yıllar bu inançla yaşadığını, 2021 yılının Ekim ayı ortalarında gerçeği öğrendiğini ileri sürerek 09.11.2021 tarihinde dava açtı. Yargılamada alınan Adli Tıp Kurumu raporu, biyolojik babalığın reddedildiğini belirledi. Mahkeme, davanın beş yıllık süre geçtikten sonra açıldığı ve gecikmeyi haklı kılan bir sebebin ispatlanamadığı gerekçesiyle davayı reddetti.

“Davanın kanunda belirtilen yasal süreler içerisinde açılmadığı, ancak dava dilekçesinde yer alan beyanlar, tanık beyanları ve Adli Tıp raporu dikkate alındığında, davacınnın aslında çocuğun kendisinden olmadığını öğrenme tarihinin ( 2021 yılının Ekim ayının ortası) yasal süreler bittikten sonra olduğu, erkeğin bu zamana kadar çocuğun kendisinden olduğunu sandığı, 2021 Ekim ayı ortalarında çocuğun kendisinden olmadığını öğrendiği ve akabinde 1 ay içinde 09.11.2021'de eldeki davayı açtığı, bu durumun gecikmeyi haklı kılan sebep olabileceği ve öğrenme tarihinden itibaren bir aylık süre içerinde davanın açıldığı, sürenin geçmediği anlaşıldığından tanımanın iptali davasının kabulü gerekirken reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.”

Ne anlama geliyor? Önceki kartın sınırını gösteren örnek budur. Aradaki fark, dosyaya konan delilin niteliğidir: burada davacı yalnızca geç öğrendiğini söylememiş, yıllarca çocuğun kendisinden olduğunu sanmasına yol açan aldatma ve baskıyı tanık beyanlarıyla, gerçeği öğrendiği anı ise Adli Tıp raporuyla desteklemiştir. Daire, öğrenme tarihinin yasal süreler dolduktan sonraya rastladığını ve davanın o tarihten itibaren bir ay içinde açıldığını belirleyerek davanın kabulü gerektiğine hükmetmiştir. Son fıkraya dayanacaksanız dilekçenizde üç tarihi açıkça yazın: tanıma tarihi, gecikmeyi haklı kılan sebebin ortadan kalktığı tarih ve dava tarihi. Aradaki son iki tarih arasındaki fark bir ayı aşarsa ek süre işlemez.

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (mevzuat.adalet.gov.tr)Kararın tam metni
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi2025/7322 E. · 2025/9752 K.17.11.2025

Soybağına ilişkin davalar adli tatilde de görüldüğünden bu davalardaki süreler yaz aylarında da işlemeye devam eder

Tanımanın iptali davasında bölge adliye mahkemesi kararı davacı vekiline 22.07.2025 tarihinde tebliğ edildi. Temyiz dilekçesi ise iki haftalık sürenin son günü olan 05.08.2025 tarihi geçirildikten sonra, 06.08.2025 tarihinde verildi.

“temyiz dilekçesi, 6100 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre soybağına ilişkin davalar adli tatilde de görüleceğinden, temyiz süresin son günü(05.08.2025) geçirildikten sonra, 06.08.2025 tarihinde verilmiştir.”

Ne anlama geliyor? Adli tatil 20 Temmuz - 31 Ağustos arasındadır ve kural olarak bu dönemde biten süreler tatilin bitiminden itibaren bir hafta uzar. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 103. maddesi bazı işleri bu kuralın dışında bırakır; soybağına ilişkin davalar da bunlardandır. Sonuç nettir: tanımanın iptali davasında hiçbir süre yaz nedeniyle uzamaz — ne 300. maddedeki bir yıllık ve beş yıllık hak düşürücü süreler, ne son fıkradaki bir aylık ek süre, ne de temyiz süresi. Bu dosyada bir günlük gecikme temyiz dilekçesinin süreden reddine yol açmıştır. Temmuz ya da Ağustos ayında bir tebligat aldıysanız süreyi uzayacak varsaymayın.

Kaynak: Yargıtay Karar Arama (mevzuat.adalet.gov.tr)Kararın tam metni

Madde gerekçesi

Madde gerekçesi

Madde 300- Maddenin ilk üç fıkrası, içerik itibarıyla, İsviçre Medenî Kanununun 260c maddesinin ilk iki fıkrasının büyük oranda aynısıdır. Madde, tanımanın iptali davasının tâbi olduğu hak düşürücü süreleri düzenlemektedir. Birinci fıkrada, tanıyanın iptal davası açma hakkının yanılma veya aldatmanın öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve herhâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği hükme bağlanmıştır. İkinci fıkrada, ilgililerin davası hakkının hak düşürücü süreleri yine bir ve beş yıl olarak düzenlenmiş; bir yıllık sürenin davacının tanımayı ve tanıyanın çocuğun babası olamayacağını öğrendiği tarihten, beş yıllık sürenin ise yine tanıma tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada çocuğun dava hakkının ergin olmasından başlayarak bir yıl geçmekle düşeceği hüküm altına alınmıştır. Son fıkrada ise, hak düşürücü süreler geçtiği hâlde davanın haklı bir sebeple açılamıyor olması durumu için, haklı sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren bir aylık ek süre tanınmaktadır. İsviçre Medenî Kanununun bu hükmünü karşılayan 260c maddesinin son fıkra hükmünde ise herhangi bir ek süreden söz edilmemektedir. Maddede, haklı sebep ortadan kalktıktan sonra davanın ne zamana kadar açılabileceğinin kanunda açıkça düzenlenmesi gerektiğinden hareketle, bir aylık bir süre belirlenmesi uygun görülmüştür.

Türk Medenî Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu, TBMM S. Sayısı: 723 (21. Dönem), s. 116

Gerekçenin en öğretici bölümü son fıkraya ilişkin olanıdır. Gerekçe, kaynak aldığı İsviçre Medenî Kanunu'nun 260c maddesinin son fıkrasında herhangi bir ek süreden söz edilmediğini açıkça yazar ve bir aylık süreyi Türk kanun koyucusunun kendi tercihi olarak sunar. Tercihin sebebi de belirtilmiştir: haklı sebep ortadan kalktıktan sonra davanın ne zamana kadar açılabileceği belirsiz bırakılmamalıdır. Bu, ek sürenin niteliğini anlamayı kolaylaştırır. Ek süre, hak düşürücü süreleri esnetmek için değil, haklı sebebin ortadan kalkmasından sonraki belirsizliği gidermek için konmuştur; dolayısıyla kendisi de kesin ve kısa tutulmuştur. Yargıtay da bu mantıktan hareketle, hak düşürücü sürelere ilişkin kuralların açık ve kesin düzenlendiğini, kıyas yoluyla genişletilemeyeceğini belirtmiştir (Yargıtay 2. HD, 2025/7109 E., 2025/9669 K., 17.11.2025). Birinci fıkra bakımından gerekçenin kullandığı ifade de dikkat çekicidir: gerekçe, sürenin başlangıcını "iptal sebebinin öğrenilmesi" yerine "yanılma veya aldatmanın öğrenilmesi" biçiminde somutlaştırır; bu, tanıyanın davasının yalnızca irade sakatlığına dayanabileceğini gösterir (TMK m. 297). Tasarının 300. maddesi Adalet Komisyonunun değişiklik listesinde yer almadığından Tasarıdaki hâliyle kabul edilmiştir (S. Sayısı 723, s. 311-314).

743 sayılı eski Medeni Kanun'daki karşılığı

Eski Kanun'da süreler ayrı bir maddede toplanmamış, itiraz hakkını düzenleyen iki maddenin içine yerleştirilmişti ve tek bir ölçü vardı: üç ay. 293. maddeye göre ana, çocuk ve çocuğun ölümü hâlinde altsoyu, öğrendikleri (metnin diliyle "ıttılalarından") tarihten itibaren üç ay içinde hâkime itiraz edebilirdi; nüfus memuru itirazı tanıyana ya da mirasçılarına bildirir, onlar da üç ay içinde mahkemeye başvurup itirazın reddini isteyebilirdi. 294. maddeye göre Hazine ve diğer ilgililer de aynı üç aylık süre içinde itiraz edebilirdi. Yeni Kanun bu tabloyu dört noktada değiştirmiştir. Birincisi, üç aylık süre bir yıla çıkarılmıştır; öğrenmeden sonra dava hazırlamak için makul bir süre tanınmıştır. İkincisi, eski Kanun'da bulunmayan beş yıllık mutlak süre getirilmiştir; artık öğrenme ne zaman olursa olsun tanımanın üzerinden beş yıl geçmişse kural olarak dava açılamaz. Üçüncüsü, çocuğun kendi dava hakkı için ayrı bir başlangıç noktası belirlenmiştir: erginlik. Eski Kanun'da çocuk da ana ile aynı üç aylık süreye tabiydi ve küçükken işlemeye başlayan bir süre çocuğun hakkını fiilen ortadan kaldırabiliyordu. Dördüncüsü, gecikmeyi haklı kılan sebep hâlinde bir aylık ek süre getirilmiştir; eski Kanun'da böyle bir esneklik yoktu. Eski Kanun'da tanıyanın kendi açtığı bir iptal davası da bulunmadığından, birinci fıkradaki tanıyana ait süreler tümüyle yeni Kanun'un ürünüdür.

743 sayılı Türk Kanunu Medenisi m. 293 ve 294

Madde 293 – Ana veya çocuk ve çocuğun vefatı halinde füruu, tanıyanın baba veya büyük baba olmadığı veya tanıma çocuk hakkında zararlı bulunduğu iddiasiyle, ıttılalarından itibaren üç ay içinde hakime itiraz edebilirler. Ahvali şahsiye memuru tanıyana yahut anın mirasçılarına itirazı bildirir. Bunlar üç ay içinde mahalli mahkemesine müracaatla, itirazın reddini isteyebilir. Madde 294 – Gerek hazine gerek her hangi bir alakadar, ıttıla tarihinden itibaren üç ay içinde salahiyettar ahvali şahsiye memurunun bulunduğu mahal mahkemesinde; tanıma keyfiyetine itiraz edebilir. Muterizler, tanıyan kimsenin çocuğun baba veya babasının babası olmadığını veya tanımanın kanunen memnu bulunduğunu ispat mecburiyetindedirler.

743 sayılı Kanun, mevzuat.gov.tr
743 sayılı Kanun m. 293-2944721 sayılı Kanun m. 300
Tanıyanın süresiYok (dava hakkı yoktu)1 yıl, her hâlde 5 yıl
İlgililerin süresiÖğrenmeden 3 ayÖğrenmeden 1 yıl
Mutlak üst sınırYokTanımadan 5 yıl
Çocuğun süresiAna ile aynı 3 ayErginlikten 1 yıl
Ek süreYokHaklı sebepte 1 ay
Karşı başvuruTanıyan 3 ay içinde reddini isterYok

Değişiklik geçmişi

TarihGelişmeDayanak
01.01.2002Madde yürürlüğe girdi; süreler uzadı, beş yıllık üst sınır ve bir aylık ek süre geldi4721 s. K.
01.10.2011Soybağı davalarının adli tatilde de görüleceği açıkça düzenlendi6100 s. K. m. 103

Madde yürürlüğe girdiği günden beri değiştirilmemiştir; buna karşılık uygulaması hâlen hareketlidir. Son fıkradaki ek sürenin salt geç öğrenme hâlinde uygulanıp uygulanmayacağı konusunda 2. Hukuk Dairesinin bozma kararına bölge adliye mahkemesince direnilmiş ve dosya, temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir (Yargıtay 2. HD, 2026/4934 E., 2026/6868 K., 18.06.2026). İkinci fıkradaki beş yıllık üst sınırın ilgililer bakımından tanıma tarihinden başlayıp başlamayacağı da tartışmalıdır: 8. Hukuk Dairesi, tanımadan haberi olmayan ilgili bakımından bu sürenin tanıma tarihinden işlemesini mümkün görmemiştir (Yargıtay 8. HD, 2017/9754 E., 2019/4021 K., 11.04.2019). Bu nedenle süre hesabını yaparken en dar yorumu esas almak ve öğrenmeyi belgelemek güvenli yoldur.

İlgili maddeler

İlgili maddeler

Tanımanın iptali davasında sürenin geçip geçmediğini ve elinizdeki belgelerin öğrenme tarihini nasıl belirlediğini değerlendirmek için boşanma avukatı sayfasındaki iletişim bilgilerinden bana ulaşabilirsiniz.

Sık sorulan sorular

TMK 300 ne diyor?

Tanımanın iptali davasının hangi süreler içinde açılabileceğini düzenler.

Tanıyan için süre nedir?

İptal sebebinin öğrenilmesinden veya korkunun etkisinin kalkmasından bir yıl (TMK m. 300/1).

Tanıyan için mutlak bir sınır var mı?

Evet; her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl.

İlgililer için süre ne zaman başlar?

Tanımayı ve tanıyanın baba olamayacağını öğrendikleri tarihten (TMK m. 300/2).

Sadece tanımayı öğrenmem yeter mi?

Hayır; tanıyanın baba olamayacağını da öğrenmiş olmanız gerekir.

İlgililer için beş yıl nereden başlar?

Metne göre tanıma tarihinden; ancak bunun ilgili bakımından mümkün olmadığı da kabul edilmiştir (Yargıtay 8. HD, 2017/9754 E., 2019/4021 K., 11.04.2019).

Çocuk için süre ne zaman başlar?

Ergin olduğu tarihten başlayarak bir yıl (TMK m. 300/3).

Anam dava açmazsa hakkım düşer mi?

Hayır; çocuğun dava hakkı bağımsızdır.

Çocuğun altsoyu için başlangıç nedir?

Çocuğun ölümünün öğrenilmesi (Yargıtay HGK, 2017/1920 E., 2018/1432 K., 16.10.2018).

Bu süre zamanaşımı mıdır?

Hayır; hak düşürücü süredir (Yargıtay 2. HD, 2023/2722 E., 2024/3359 K., 13.05.2024).

Fark nedir?

Hak düşürücü süreyi hâkim res'en gözetir; kesilmez ve durmaz.

Davalı ileri sürmezse mahkeme dikkate almaz mı?

Alır; süre yargılamanın her aşamasında kendiliğinden incelenir.

"Öğrenme" ne demektir?

Tanıyanın baba olmadığı konusunda kesin kanaate ulaşmak.

Şüphe duymam süreyi başlatır mı?
Özel laboratuvardan aldığım rapor süreyi başlatır mı?

Evet; yargılama dışı babalık raporu öğrenme tarihi sayılır.

Öğrenme tarihini nasıl ispatlarım?

Tarihi belli bir belgeyle: rapor, tebligat, mirasçılık belgesi, kayıt örneği.

Karşı taraf "sen önceden biliyordun" derse?
Yıllarca şüphelenip dava açmazsam ne olur?

Sonradan "yeni öğrendim" savınız samimi görülmeyebilir (Yargıtay 2. HD, 2023/9436 E., 2024/2699 K., 18.04.2024).

Süreler geçtiyse hiç yol yok mu?

Gecikmeyi haklı kılan sebep varsa bir aylık ek süre işler (TMK m. 300/4).

Ek süre ne zaman başlar?

Haklı sebebin ortadan kalktığı tarihte.

"Geç öğrendim" demek ek süre için yeterli mi?
Bu görüş kesinleşti mi?

Hayır; konu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun önündedir (Yargıtay 2. HD, 2026/4934 E., 2026/6868 K., 18.06.2026).

Hangi hâlde ek süre kabul edilmiştir?

Aldatma ve baskının tanık ile raporla ortaya konduğu dosyada (Yargıtay 2. HD, 2026/3653 E., 2026/5927 K., 02.06.2026).

Süreler adli tatilde uzar mı?

Hayır; soybağı davaları adli tatilde de görülür (Yargıtay 2. HD, 2025/7322 E., 2025/9752 K., 17.11.2025).

Temyiz süresi yazın uzar mı?

Hayır; aynı kural temyiz süresi için de geçerlidir.

Davam soybağının reddi sayılırsa hangi süre uygulanır?

Soybağı tanımayla kurulmuşsa yine 300. madde uygulanır (Yargıtay 2. HD, 2023/7902 E., 2023/5431 K., 21.11.2023).

Nüfus kaydının silinmesini istesem süreye tabi olur muyum?

Kayıt tanıma senedine dayanıyorsa evet (Yargıtay 8. HD, 2017/10849 E., 2019/4600 K., 06.05.2019).

Görevli mahkeme hangisidir?

Aile mahkemesi (4787 s. K. m. 4).

Süre içinde açılan davada ispat yükü kimdedir?

Davacıda (TMK m. 299).

Eski Kanun'da süre neydi?

743 sayılı Kanun'un 293 ve 294. maddelerinde öğrenmeden itibaren üç aydı.

Av. Aydın Aydar
Av. Aydın Aydar Boşanma avukatı · İstanbul Barosu

1986'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu; 35 yılı aşkın süredir boşanma ve aile hukuku davalarında çalışıyor. Madde şerhleri resmî metin, TBMM gerekçesi ve Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi kararları esas alınarak hazırlanır ve güncellenir.

Bu sayfa genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut bir olaya ilişkin hukuki görüş niteliği taşımaz. Kanun metni yayın tarihindeki yürürlükteki metindir. Yayın: 24 Eylül 2026 · Son güncelleme: 24 Eylül 2026.

Hemen Ara WhatsApp