TMK 311, ana babanın rızası kuralının istisnalarını sayar. Kural, küçüğün ancak ana ve babasının rızasıyla evlât edinilebilmesidir (TMK m. 309); bu madde, hangi hâllerde o rızanın aranmayacağını gösterir. İki bent vardır. Birinci bent objektif olgulara dayanır: ana veya babanın kim olduğunun ya da uzun süreden beri nerede oturduğunun bilinmemesi veya ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunması. İkinci bent sübjektif bir ölçüttür: küçüğe karşı özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmemesi. Bu hâller sınırlı sayıdadır; yorum veya kıyas yoluyla genişletilemez. Buna karşılık koşullardan biri gerçekleşmişse hâkimin rızanın aranmamasına karar vermesi zorunludur (Yargıtay HGK, 2017/2045 E., 2021/1154 K., 05.10.2021). Madde, ana babanın her biri bakımından ayrı ayrı uygulanır: bir ebeveyn için koşul gerçekleşmişken diğeri için gerçekleşmemiş olabilir.
- Rızanın aranmaması
- Ana veya babanın rızası olmadan evlât edinmeye karar verilebilmesi (TMK m. 311).
- Objektif hâller
- Kimliğin veya adresin bilinmemesi, ayırt etme gücünden sürekli yoksunluk (TMK m. 311/1).
- Özen yükümlülüğü
- Ana babanın çocukla canlı bir ilişkiyi sürdürme yükümlülüğü (TMK m. 311/2).
- Sınırlı sayı
- Kanunda sayılan hâllerin kıyasla genişletilememesi.
TMK 311 ne düzenler?
| Konu | Kural | Dayanak |
|---|---|---|
| Niteliği | Rıza kuralının istisnası | TMK m. 311 |
| Hâllerin sayısı | Sınırlıdır, genişletilemez | Yargıtay HGK, 2021/1154 K. |
| Koşul gerçekleşirse | Hâkim karar vermek zorundadır | Yargıtay HGK, 2021/1154 K. |
| Birinci bent | Objektif olgulara dayanır | TMK m. 311/1 |
| İkinci bent | Sübjektif sebep sayılır | Yargıtay HGK, 2021/1154 K. |
| Ölçüt | Çocukla canlı ilişkinin varlığı | Yargıtay HGK, 2021/1154 K. |
| Kusur | Aranmaz | Yargıtay HGK, 2021/1154 K. |
| Asgari süre | Öngörülmemiştir | Yargıtay HGK, 2021/1154 K. |
| Adres bilinmiyorsa | Araştırma ve ispat zorunludur | Yargıtay 2. HD, 2012/2815 K. |
| Rızasızlık beyanı | Tek başına yeterli değildir | Yargıtay 18. HD, 2015/17156 K. |
| Husumet | Ana ve babaya yöneltilir | Yargıtay 2. HD, 2009/16004 K. |
| Çocuğun üstün yararı | Değerlendirmenin ölçütüdür | Yargıtay 2. HD, 2026/6723 K. |
| Karar | Ayrı bir hükümde düzenlenir | TMK m. 312 |
TBMM gerekçesine göre madde, İsviçre Medenî Kanunu'nun 265c maddesinden alınmıştır ve esasen 743 sayılı Kanun'un 254/a maddesinin kısmen yeniden kaleme alınmış şeklidir. Gerekçe, maddenin mantığını iki noktada özetler. Birincisi: hükümde sayılan hâller sınırlayıcıdır ve bunlardan biri kendisi açısından gerçekleşmiş olan ana veya babanın rızası aranmaz. Bu ifade iki şey söyler: hâller genişletilemez ve değerlendirme kişi bazında yapılır. İkincisi: ikinci bentteki özen gösterme ihlâli, çocuğa karşı ciddî özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmemesidir ve bunun gerçekleşip gerçekleşmediğini hâkim takdir yetkisine dayanarak değerlendirir. Gerekçedeki "yeterince" sözcüğü, ölçütün mutlak bir ihmal değil, ilişkinin niteliğine bakan bir değerlendirme olduğunu gösterir. Tasarının 311. maddesi Adalet Komisyonunun değişiklik listesinde yer almamış, madde Tasarıdaki hâliyle kanunlaşmıştır (S. Sayısı 723, s. 311-314).
Bu maddede iki yaygın hata vardır. Birincisi, birinci bendin kolay yoldan kullanılmasıdır: dava dilekçesine "adresi bilinmiyor" yazmak, o kişinin nerede oturduğunun bilinmediği anlamına gelmez. Bu koşulun gerçekleşmesi için kişinin yerinin uzun süreden beri tespit edilememiş olması, bunun için de gerçek bir araştırma yapılmış ve bu olgunun kanıtlanmış olması gerekir; adres araştırması yapılmadan ve ilânen tebligat yoluna gidilmeden kurulan hüküm bozulur (Yargıtay 2. HD, 2010/17317 E., 2012/2815 K., 16.02.2012). İkincisi, ikinci bendin geniş yorumlanmasıdır: ana babanın yoksul olması, evlât edinmek isteyenlerin daha iyi imkânlara sahip bulunması ya da evlât edinmenin çocuğun yararına olması tek başına rızayı gereksiz kılmaz; hâller sınırlı sayıdadır ve kıyasla genişletilemez (Yargıtay HGK, 2017/2045 E., 2021/1154 K., 05.10.2021). Üçüncü bir nokta usule ilişkindir: bu dava ana ve babanın haklarını doğrudan etkilediği için onlara husumet yöneltilmelidir; hasımsız veya eksik hasımla yürütülen yargılama bozma sebebidir (Yargıtay 2. HD, 2008/11572 E., 2009/16004 K., 28.09.2009).
Hâllerin niteliği ve sınırı
- Kural: Hâller kanunda sınırlı olarak sayılmıştır (TMK m. 311).
- Yasak: Yorum veya kıyas yoluyla genişletilemez (Yargıtay HGK, 2017/2045 E., 2021/1154 K., 05.10.2021).
- Hâkimin takdiri: Yalnızca koşulun gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkindir.
- Zorunluluk: Koşul gerçekleşmişse karar vermek zorundadır.
- Kişi bazında: Her ebeveyn için ayrı değerlendirilir.
- Yeterli olmayan: Evlât edinmenin çocuğun yararına olması.
Birinci bent: objektif hâller
- Kimlik: Ana veya babanın kim olduğu bilinmiyorsa (TMK m. 311/1).
- Adres: Uzun süreden beri nerede oturduğu bilinmiyorsa.
- Ehliyet: Ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksunsa.
- Nitelik: Objektif olgulara dayanır.
- İspat: Araştırma yapılması ve olgunun kanıtlanması gerekir (Yargıtay 2. HD, 2010/17317 E., 2012/2815 K., 16.02.2012).
- Yeterli olmayan: Dilekçedeki "adresi bilinmiyor" beyanı.
İkinci bent: özen yükümlülüğü
- Ölçüt: Yükümlülüğün yeterince yerine getirilmemesi (TMK m. 311/2).
- Bakılan: Çocukla canlı bir ilişkinin varlığı (Yargıtay HGK, 2017/2045 E., 2021/1154 K., 05.10.2021).
- Kusur: Aranmaz.
- Süre: Asgari bir süre veya sayı öngörülmemiştir.
- Etmenler: Kişisel ilişki, ekonomik ilişki, süreklilik, üçüncü kişilerle bağ.
- Nitelik: Sübjektif sebep olarak adlandırılır.
Uygulamadan örnekler
- İlgisizlik: Boşanan ana babanın ihmâlkâr davranması (Yargıtay HGK, 2017/2045 E., 2021/1154 K., 05.10.2021).
- Maddî çıkar: Çocuk için evlât edinenden para istenmesi.
- Terk: Çocuğun sokağa bırakılması (Yargıtay HGK, 2012/2-302 E., 2012/287 K., 11.04.2012).
- Nafaka: Ödenmesi gereken nafakanın ödenmemesi.
- Uzun süreli hükümlülük: Velâyet görevinin yerine getirilememesi (Yargıtay 2. HD, 2021/8467 E., 2022/1932 K., 01.03.2022).
- Yıllarca aranmama: Kuruma bırakılan çocuğun sorulmaması (Yargıtay 2. HD, 2024/7588 E., 2025/4035 K., 21.04.2025).
Koşul gerçekleşmeyen hâller
- Kısa sürede pişmanlık: Özen ihlâli sayılmaz (Yargıtay 2. HD, 2016/14080 E., 2016/13582 K., 06.10.2016).
- Sonradan öğrenen baba: Tanıyıp çocuğu isteyen kişi (Yargıtay HGK, 2017/2045 E., 2021/1154 K., 05.10.2021).
- Açık muhalefet: Rızasızlık beyanı yeterli araştırma yerine geçmez (Yargıtay 18. HD, 2015/3776 E., 2015/17156 K., 25.11.2015).
- Delil eksikliği: İhlâl ispatlanamamışsa dava reddedilir (Yargıtay 2. HD, 2008/11251 E., 2009/16259 K., 30.09.2009).
- Fiilî girişim: Çocuğu geri alma çabası ilgisizliği çürütür.
- Ölçü: Çocuğun üstün yararı (Yargıtay 2. HD, 2026/4172 E., 2026/6723 K., 16.06.2026).
Yargılama
- Husumet: Ana ve babaya yöneltilir (Yargıtay 2. HD, 2008/11572 E., 2009/16004 K., 28.09.2009).
- Ana babası belli değilse: Küçüğe kayyım atanır (Yargıtay 2. HD, 2011/3067 E., 2011/22302 K., 15.12.2011).
- Deliller: Toplanır, tanıklar dinlenir (Yargıtay 18. HD, 2014/14989 E., 2014/16471 K., 18.11.2014).
- Rapor: Sosyal inceleme raporu alınır (TMK m. 316).
- Karar: Ayrı maddede düzenlenir (TMK m. 312).
- Görev: Aile mahkemesi (4787 s. K. m. 4).
Bu maddeye dayanırken önce hangi bende dayandığınızı netleştirin; çünkü ikisi farklı çalışır. Birinci bende dayanıyorsanız işiniz belge toplamaktır: adres kayıt sisteminden yerleşim yeri ve diğer adres sorgusu, gerekirse kolluk araştırması, sonuç alınamazsa ilânen tebligat. Dilekçede "adresi bilinmiyor" demek yeterli değildir; kişinin yerinin uzun süreden beri tespit edilemediğini dosyaya koymanız gerekir. Ayırt etme gücünden sürekli yoksunluk iddiası ileri sürüyorsanız sağlık kurulu raporu veya kısıtlama kararı gibi resmî bir belgeye dayanın. İkinci bende dayanıyorsanız işiniz ilişkinin niteliğini ortaya koymaktır. Şunları somutlaştırın: kişisel ilişki kararı var mı, uygulanıyor mu; nafaka ödeniyor mu; ebeveyn çocuğu ne sıklıkta arayıp soruyor; okul, sağlık ve bakım süreçlerine katılıyor mu; çocukla fiilen ilgilenen kişilerle arasındaki bağ ebeveynle olan bağdan daha yoğun hâle gelmiş mi. 'Kaç ay görüşmedi' gibi sayısal bir eşik aramayın; kanunda böyle bir ölçü yoktur. Kusur tartışmasına da fazla yüklenmeyin: ilişkinin kurulamamasında ebeveynin kusurlu olup olmaması sonucu değiştirmez. Her iki bentte de değerlendirmenin ana babayı cezalandırmak için değil, çocuğun üstün yararını korumak için yapıldığını unutmayın. Usul bakımından üç adımı atlamayın: davayı ana ve babayı davalı göstererek açın; ana babası belli olmayan çocuk için kayyım atanmasını isteyin; özen ihlâli iddianızı dilekçede açıkça ileri sürüp delil listesini süresinde verin. Karşı taraftaysanız savunmanızı beyan üzerine değil fiilî adımlar üzerine kurun: görüşme talepleri, ödeme belgeleri, başvurular ve açılan davalar en güçlü delillerdir.
Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları
Aşağıdaki kararlar resmî karar arama sistemlerinden alınmıştır. Her kartta kararın vardığı ilke, olayın özeti, karardan birebir bir alıntı ve kararın uygulamadaki anlamı yer alır. Konuya göre süzmek için düğmeleri kullanabilirsiniz.
Rızanın aranmamasını gerektiren hâller kanunda sınırlı olarak sayılmıştır; yorum veya kıyas yoluyla genişletilemez, koşul gerçekleşmişse hâkim karar vermek zorundadır
Evlilik dışı doğan bir küçük, doğumundan hemen sonra bir evin önüne bırakılmış ve koruma kararıyla evlât edinmek isteyen çifte teslim edilmişti. Yargılama sırasında çocuğun babası olduğunu öğrenen kişi küçüğü tanıdı ve teslimini istedi. Uyuşmazlık, bu kişi bakımından özen yükümlülüğünün ihlâl edilip edilmediği noktasında toplandı.
“Ana ve babanın rızasının aranmamasını gerektiren hâller kanunda sınırlı olarak sayılmış olup, bu hâller yorum veya kıyas yoluyla genişletilemez. Nitekim madde gerekçesinde de hükümde sınırlayıcı olarak sayılan hâllerden biri kendisi açısından gerçekleşmiş olan ana veya babanın rızasının aranmayacağı ifade edilmiştir. Maddenin açık ifadesi karşısında hâkim, koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğini serbestçe takdir edebilirse de, koşullardan birinin gerçekleşmesi hâlinde anne ve/veya babanın rızasının aranmasına gerek olmadığı kararı vermesi zorunludur.”
Ne anlama geliyor? Karar, maddenin iki sınırını birden çizer. Birinci sınır kanun koyucuya değil yorumcuya yöneliktir: rızanın aranmadığı hâller sınırlı sayıdadır (numerus clausus); bunlara benzeyen başka durumlar kıyas yoluyla eklenemez. Çocuğun evlât edinilmesinin yararına olması, evlât edinmek isteyenlerin çok elverişli koşullara sahip olması ya da ana babanın yoksul olması tek başına rızayı gereksiz kılmaz. İkinci sınır hâkime yöneliktir ve ters yönde işler: koşullardan biri gerçekleşmişse hâkimin rızanın aranmamasına karar vermesi zorunludur; bu bir takdir değil, sonuçtur. Hâkimin takdir alanı yalnızca koşulun gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitindedir. Bu ayrım dilekçenizin kurgusunu belirler: tartışmanız gereken şey, kanundaki iki bentten hangisinin somut olayda gerçekleştiğidir.
Birinci bentteki hâller objektif olgulara dayanır; ikinci bentteki özen yükümlülüğünün ihlâli ise sübjektif sebep olarak nitelendirilir
Aynı uyuşmazlıkta Hukuk Genel Kurulu, maddedeki iki bendin niteliğini ve birbirinden farkını ayrıca ortaya koydu.
“Kanunda ana ve babanın rızasının aranmaması hâlleri; ana ve/veya babanın kim olduğu veya uzun süreden beri nerede oturduğunun bilinmemesi veya ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunması, küçüğe karşı özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmemesi şeklinde sınırlı olarak sayılmıştır. Maddenin (TMK m. 311) birinci bendinde sayılan hâller objektif olgulara dayanmakta iken, ikinci bentte sayılan küçüğe karşı özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmemesi "sübjektif sebep" olarak nitelendirilmiştir”
Ne anlama geliyor? Bu ayrım pratikte ispat yükünü ve delil türünü belirler. Birinci bentteki hâller objektiftir: kim olduğunun bilinmemesi, uzun süredir nerede oturduğunun bilinmemesi ve ayırt etme gücünden sürekli yoksunluk. Bunlar nüfus kaydı, adres araştırması, kolluk yazısı ve sağlık raporu gibi belgeyle ortaya konur; hâkimin değer yargısına yer bırakmaz. İkinci bentteki hâl sübjektiftir: özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmemesi. Burada ölçüt bir belge değil, ana baba ile çocuk arasındaki ilişkinin bütünüdür; tanık beyanı, sosyal inceleme raporu, uzman görüşü, nafaka ödemelerine ilişkin kayıtlar ve kişisel ilişki tutanakları belirleyici olur. Dolayısıyla birinci bende dayanıyorsanız araştırma yaptırmaya, ikinci bende dayanıyorsanız delil toplamaya ağırlık verin.
Özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilip getirilmediği değerlendirilirken ilişkinin bütünü ve çocuğun yararı esas alınır; kararda sayılan etmenler göz önünde bulundurulur
Hukuk Genel Kurulu, ikinci bentteki ölçütün nasıl uygulanacağını ayrıntılı biçimde açıkladı ve hâkimin takdir hakkını kullanırken dikkate alacağı etmenleri saydı.
“Hâkim bu değerlendirmeyi yaparken; küçük ile ana baba arasındaki ilişkinin bütününü ve daima küçüğün yararını ön planda tutarak somut olayın şartlarını dikkate almalıdır. Bu kapsamda takdir hakkı kullanılırken, çocuğa karşı, fiziksel, zihinsel, duygusal, bakımlardan yükümlülüğün ihlali, ana ve baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişkiler, ekonomik ilişki, yükümlülüğün ihlalindeki süreklilik, çocukla üçüncü kişiler arasındaki ilişkinin ana babayla olan ilişkiden daha yoğun olup olmadığı gibi etmenler göz önünde bulundurulur”
Ne anlama geliyor? Bu paragraf, dosyanızda hangi olguları toplayacağınızın listesidir. Kararın saydığı etmenler şunlardır: çocuğa karşı fiziksel, zihinsel ve duygusal bakımlardan yükümlülüğün ihlâli; ana baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişkiler; ekonomik ilişki; yükümlülüğün ihlâlindeki süreklilik; ve çocukla üçüncü kişiler arasındaki ilişkinin ana babayla olan ilişkiden daha yoğun olup olmadığı. Son etmen özellikle önemlidir: çocuğu fiilen büyüten kişilerle kurulan bağın ana babayla olan bağdan daha güçlü hâle gelmiş olması, değerlendirmenin bir parçasıdır. Buna karşılık kararın ilk cümlesi bir uyarı içerir: değerlendirme yapılırken daima küçüğün yararı ön planda tutulur; bu ölçüt ana babayı cezalandırmaya değil, çocuğun durumunu korumaya hizmet eder.
Ölçüt çocukla ana baba arasında canlı bir ilişkinin bulunup bulunmadığıdır; ana babanın kusurlu olup olmaması önemli değildir ve asgari bir süre veya sayı aranmaz
Hukuk Genel Kurulu, özen yükümlülüğünün ihlâlinin nasıl saptanacağı konusunda üç temel belirleme yaptı: ilişkinin canlılığı, kusurun rolü ve süre ölçüsü.
“Küçüğe karşı özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmediği araştırılırken çocukla ana babası arasında canlı bir ilişkinin var olup olmadığına bakılır. Çocukla ana babası arasında bu şekilde varlığını devam ettiren ilişkinin olmamasında ana ve/veya babanın kusurlu veya kusursuz olmasının önemi yoktur. Küçüğe karşı özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmediğinin kabulü için asgari bir süre veya sayı da bulunmamaktadır”
Ne anlama geliyor? Üç belirleme de uygulamada sık yapılan hataları düzeltir. Birincisi, ölçüt canlı ilişkidir: soyut bir 'ilgi' beyanı değil, fiilen sürdürülen bir bağ aranır. İkincisi, kusur aranmaz: ana babanın ilişkiyi sürdürememesinde kusurlu olup olmaması önem taşımaz. Bu, hem lehe hem aleyhe işleyen bir kuraldır: yoksulluk, hastalık veya uzaklık gibi kusursuz sebeplerle ilişki kurulamamışsa da koşul gerçekleşmiş sayılabilir; buna karşılık kusursuzluk savunması tek başına sonucu değiştirmez. Üçüncüsü, sabit bir eşik yoktur: 'kaç ay görüşmedi', 'kaç kez aradı' gibi sayısal bir ölçü kanunda öngörülmemiştir. Bu nedenle dosyanızı 'şu kadar süre geçti' argümanı üzerine değil, ilişkinin niteliği ve sürekliliği üzerine kurun.
Uygulamada özen yükümlülüğünün ihlâli sayılan hâllere ilgisizlik, çocuk için para istenmesi, çocuğun sokağa bırakılması ve nafakanın ödenmemesi örnek gösterilmiştir
Hukuk Genel Kurulu, ikinci bendin uygulamasını somutlaştırmak için Yargıtay kararlarından derlenen örnekleri tek tek saydı.
“Uygulamada; ana ve babanın özen yükümlüğünü yerine getirmediğinden evlat edinmeye rızasının aranmaması kararı verilmesi gereken hâllere örnek olarak; boşanan ana ve babanın çocuklara karşı ilgisiz ve ihmâlkar davranması; küçüğün nüfus cüzdanının çıkartılması için evlat edinenden para istenilmesi; küçüğün sokağa bırakılması ve babasının kim olduğunun açıklanmaması; küçüğün aranıp sorulmaması ve ödemekle yükümlü olunan nafakanın ödenmemesi sayılabilir.”
Ne anlama geliyor? Bu örnekler, soyut ölçütü somut olgulara çevirir. Sayılanlar şunlardır: boşanan ana babanın çocuklara karşı ilgisiz ve ihmâlkâr davranması; küçüğün nüfus cüzdanının çıkartılması için evlât edinenden para istenmesi; küçüğün sokağa bırakılması ve babasının kim olduğunun açıklanmaması; küçüğün aranıp sorulmaması ve ödemekle yükümlü olunan nafakanın ödenmemesi. Listenin ortak paydası dikkat çekicidir: hiçbiri tek bir olaya değil, süregelen bir tutuma dayanır. İkinci örnek ayrıca ayrı bir uyarı taşır: çocuk üzerinden maddî çıkar sağlamaya çalışmak, ilgisizlikten farklı ama aynı sonuca varan bir davranıştır. Liste sınırlayıcı değildir; kanundaki ölçütün nasıl uygulandığını gösteren örneklerdir.
Çocuğunu sokağa bırakan, babasının kim olduğunu açıklamayan ve davanın hiçbir aşamasına katılmayan ana bakımından özen yükümlülüğünün yerine getirilmediği kabul edilmiştir
Bir bebek, sokağa bırakıldıktan sonra kurum aracılığıyla koruyucu aile olan bir çifte verilmiş, çift bir yılı aşkın bakımdan sonra evlât edinme davası açmıştı. Biyolojik ana, anneliğin tespiti davasını kazanıp evlât edinmeye karşı çıktı. Uyuşmazlık Hukuk Genel Kuruluna iki kez geldi; karar düzeltme aşamasında değerlendirme değişti.
“Hukuk Genel Kurulunda yapılan tartışmalar sonrasında; somut olayda, sokağa bırakılan ve kurumca koruyucu aile olarak davacılara verilen küçüğün davacılar ile duygusal bağının oluştuğu; evlilik dışı ilişkisi sonucu küçüğü dünyaya getiren davalı annenin, küçüğün babasının kim olduğu yönünde herhangi bir açıklamada bulunmadığı; babanın kim olduğunun dosyaya yansımadığı ve davanın hiçbir safahatına da katılmadığı, davalı anne yönünden yapılan değerlendirmede de çocuğa karşı özen yükümlülüğünü yerine getirmediğinin anlaşıldığı ve buna bağlı olarak da davalı annenin evlat edinemeye rızasının alınmasına gerek olmadığı, gerekçesiyle, direnme bu yönüyle oyçokluğu ile olmak üzere uygun bulunmuştur.”
Ne anlama geliyor? Bu dosya, ikinci bendin ne kadar takdire dayalı olduğunu gösterir. Aynı olgular karşısında Hukuk Genel Kurulu önce ananın özen yükümlülüğünü yerine getirdiğine hükmetmiş (Yargıtay HGK, 2011/2-431 E., 2011/553 K., 21.09.2011), karar düzeltme aşamasında ise tersi sonuca varmıştır. Değerlendirmeyi değiştiren unsurlar kararda sayılmıştır: küçüğün davacılarla duygusal bağının oluşması, ananın babanın kim olduğu konusunda hiçbir açıklama yapmaması ve babanın davanın hiçbir aşamasına katılmaması. Karar oy çokluğuyla verilmiştir. Uygulama açısından iki sonuç çıkar. Birincisi, bu tür dosyalarda olguları ayrıntılı ve belgeli biçimde ortaya koymak belirleyicidir. İkincisi, bir derece mahkemesi kararının değişebileceğini öngörerek kanun yollarını sonuna kadar kullanmak gerekir.
Evlât edinmede öncelikle bakılacak husus çocuğun üstün yararıdır; bu, evlât edinmenin olmazsa olmaz koşuludur
Küçüğü uzun süredir yanlarında büyüten çift evlât edinme davası açtı. Sosyal inceleme raporuna göre davacılar ile çocuk arasında ebeveyn-çocuk bağı kurulmuş, biyolojik babanın çocukla hiçbir bağlantı kurmadığı, ananın da velâyet görevini özenle yerine getirmediği tespit edilmişti. Yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesi davayı reddetti.
“Evlat edinmeye karar verilirken ve diğer bütün şartlar değerlendirilirken öncelikle dikkat edilmesi gereken hususun, küçüğün evlat edinilmesinin küçüğün üstün yararına uygun olup olmaması olduğu, doktrinde de çocuğun üstün yararına uygun olmasının evlat edinmenin en önemli şartı olduğu, evlat edinme işleminin olmazsa olmazı (condictio sine qua non) olduğunun vurgulandığı”
Ne anlama geliyor? Bu yeni tarihli karar, 311. maddenin uygulanmasında yorum ölçütünü açıkça ortaya koyar: çocuğun üstün yararı, evlât edinmenin olmazsa olmaz koşuludur ve bütün şartlar bu ilke ışığında değerlendirilir. Kanun koyucunun aynı görüşte olduğu, evlât edinmenin her hâlde küçüğün yararına bulunması gerektiğini söyleyen hükümden anlaşılır (TMK m. 305). Ancak bu ilkenin sınırını da doğru anlamak gerekir: çocuğun yararı, rızanın aranmaması için başlı başına bir sebep değildir; sebepler kanunda sınırlı olarak sayılmıştır. Üstün yarar ilkesi, bu sebeplerden birinin gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilirken hâkimin bakış açısını belirler. Dosyanızda her iki basamağı da ayrı ayrı kurun: önce kanundaki koşulun gerçekleştiğini, sonra evlât edinmenin çocuğun yararına olduğunu ortaya koyun.
Çocuğun kurumdan koruyucu aile olarak alınmış olması evlât edinmeye engel değildir; kanunda böyle bir koşul yoktur
Evlilik dışı doğan küçük, bir haftalıkken kuruma bırakılmış, altı aylıkken koruyucu aile sözleşmesiyle davacıya teslim edilmişti. Biyolojik ana ve baba üç yıl boyunca çocuğu arayıp sormadı; sonradan evlenip çocuğu geri istediler. Bölge adliye mahkemesi, çocuğun evlât edinme değil koruyucu aile sözleşmesiyle teslim edildiği gerekçesiyle davayı reddetti.
“evlat edinmeyi düzenleyen Türk Medeni Kanunu'nda evlat edinmenin şartları arasında "çocuğun Kurum'dan koruyucu aile olarak almamış olmak" koşulunun düzenlenmediği”
Ne anlama geliyor? Karar, uygulamada sık karşılaşılan bir yanlış anlamayı düzeltir: koruyucu aile ile evlât edinme birbirini dışlamaz. Kanunda, çocuğun kurumdan koruyucu aile olarak alınmamış olması gibi bir koşul yoktur; belirleyici olan, evlât edinmek isteyenin küçüğe bir yıl süreyle bakmış ve eğitmiş olması ile evlât edinmenin küçüğün yararına bulunmasıdır (TMK m. 305). Kararın ikinci katkısı özen ölçütüne ilişkindir: ana ve baba çocuğu kuruma bıraktıktan sonra yıllarca arayıp sormamış, ancak kendi durumları düzeldikten sonra geri istemişlerdir; bu tutum özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmemesi sayılmıştır. Bu sonuç, doğumdan hemen sonra pişman olup kısa sürede girişimde bulunan ana baba bakımından verilen kararlardan farklıdır (TMK m. 310); belirleyici olan geçen süre ve gösterilen çabadır.
Ananın nerede oturduğunun bilinmediği kabul edilebilmesi için gerçek bir adres araştırması yapılmış ve bu olgunun kanıtlanmış olması gerekir
Ana babası boşanmış küçüğün velâyeti babaya verilmiş, baba sonradan evlendiği kişi küçüğü evlât edinmek istemişti. Dava dilekçesinde ananın adresinin bilinmediği belirtilmiş, mahkeme bu beyanı yeterli sayarak anaya hiç tebligat yapmamış, adres araştırması da yapmamış ve rızası aranmaksızın evlât edinmeye karar vermişti.
“Ananın rızasının aranmama sebebi olarak kabul edilen "uzun süreden beri nerede oturduğu bilinmiyorsa" koşulunun varlığı için, bu kişinin yerinin uzun süreden beri tespit edilememiş olması gerekir. Bu da, bu yönde bir araştırma yapılmasını ve bu olgunun kanıtlanmış olmasını gerekli kılar.”
Ne anlama geliyor? Birinci bendin en çok suistimal edilen hâli budur. Dilekçede 'adresi bilinmiyor' yazmak, kanunun aradığı koşulu karşılamaz. Karara göre bu koşulun gerçekleşmesi için kişinin yerinin uzun süreden beri tespit edilememiş olması gerekir; bu da bir araştırma yapılmasını ve olgunun kanıtlanmasını zorunlu kılar. Mahkemenin yapması gereken sıra bellidir: adres kayıt sistemi üzerinden yerleşim yeri ve diğer adreslerin sorgulanması, gerekirse kolluk araştırması, bunlardan sonuç alınamazsa ilânen tebligat. Bu adımlar atılmadan kurulan hüküm, yokluğunda karar verilen kişinin hukukî dinlenilme hakkını da zedeler ve bozulur. Üvey ebeveynin evlât edinme dosyalarında bu eksiklik çok sık görülür; dosyanızı açarken adres araştırmasının belgelerini baştan hazırlayın.
Ana babası belli olmayan terk edilmiş küçük için rızanın aranmaması istendiğinde küçüğe kayyım atanmalıdır
Terk edilmiş hâlde bulunan bir bebek hakkında koruma kararı ve evlât edinmede ana babanın rızasının aranmaması istendi. Küçük kurumca nüfusa tescil edilmişti; ana ve babası belli değildi. Mahkeme koruma kararı verdi, ancak rızanın aranmaması istemini reddetti.
“Küçük terk edilmiş olup, davacı kurumca nüfusa tescili sağlanmıştır. Anne babası belli değildir. Yasal temsilcisi bulunmayan küçüğe kayyım atanıp, gösterdiği taktirde delillerinin toplanıp sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken eksik hasımla davaya devamla yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.”
Ne anlama geliyor? Birinci bendin en açık hâli, ana babanın kim olduğunun bilinmemesidir. Bu durumda rızanın aranmaması kararı verilmesi gerektiği tartışmasızdır; ancak karar, gözden kaçan bir usul zorunluluğunu hatırlatır: ortada yasal temsilcisi bulunmayan bir küçük vardır ve davanın taraf teşkili onsuz tamamlanamaz. Bu nedenle küçüğe kayyım atanması, kayyımın gösterdiği delillerin toplanması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekir (TMK m. 426). Eksik hasımla yürütülen yargılama sonucunda kurulan hüküm bozulur. Kurum dosyalarında bu adımı baştan atmak, aylar süren bir bozma-yeniden yargılama döngüsünü önler.
Rızanın aranmaması davası çocukların ve ana babanın haklarını doğrudan etkilediğinden dava ana ve babaya yöneltilmelidir
Kurum, koruma altına alınan iki küçük hakkında, özen yükümlülüğünü yerine getirmeyen ana ve babanın evlât edinmede rızasının aranmamasına karar verilmesini istedi. Mahkeme, ana ve babaya husumet yöneltilmeksizin davayı sonuçlandırdı.
“Evlat edinmede ana babanın rızasının aranmaması kararı (TMK. m.311, 312) çocukların haklarına yönelik olduğu gibi getirdiği yükümlülükler ve doğuracağı sonuçlar bakımından önemlidir. Açıklanan nedenlerle, çocukların yasal temsilcisi olan anne ve babasına davanın yöneltilmesi , gösterdikleri takdirde delillerin toplanması ve sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken eksik hasımla yargılamaya devam edilip hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”
Ne anlama geliyor? Rızanın aranmaması kararı, ana babanın çocuk üzerindeki haklarını doğrudan etkileyen bir karardır; bu nedenle ana ve baba davanın tarafı olmalı, göstermeleri hâlinde delilleri toplanmalıdır. Hasımsız veya eksik hasımla yürütülen yargılama bozma sebebidir. Karar oy çokluğuyla verilmiştir; azınlık, kanunun bu kararın ana babaya yazılı olarak bildirileceğini ayrıca düzenlemiş olmasından hareketle (TMK m. 312) onların taraf olmasına gerek bulunmadığı görüşündedir. Uygulamada egemen olan çoğunluk görüşüdür ve aynı yönde başka kararlar da vardır (Yargıtay 18. HD, 2014/20480 E., 2015/31 K., 12.01.2015). Dolayısıyla davanızı baştan ana ve babayı davalı göstererek açın; adresleri bilinmiyorsa usulüne uygun adres araştırması ve gerekirse ilânen tebligat yolunu işletin.
Babanın duruşmada rızasının bulunmadığını beyan etmesi tek başına yeterli değildir; özen yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği araştırılmalıdır
Boşanma sonrası velâyeti anaya verilen küçüğü, ananın sonradan evlendiği kişi evlât edinmek istedi. Küçüğün babası yargılama sırasında evlât edinmeye rızasının bulunmadığını beyan etti. Mahkeme, başka hiçbir araştırma yapmadan, babanın rızası bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetti.
“özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirip getirmediği tespit edilip, rapor da alınmak suretiyle tüm deliller birlikte değerlendirilerek oluşan sonuca göre karar verilmesi gerekirken, babanın rızasının bulunmadığı gerekçesiyle, yetersiz araştırma ve eksik incelemeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.”
Ne anlama geliyor? Bu karar, üvey ebeveynin evlât edinme dosyalarındaki en yaygın hatayı düzeltir: rızasızlık beyanı yargılamayı bitirmez. Ana babadan biri evlât edinmeye karşı çıktığında mahkemenin yapması gereken şey davayı reddetmek değil, o kişi bakımından rızanın aranmaması koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmaktır. Kararda mahkemenin gerekli araştırmayı yapması, rapor alması ve tüm delilleri birlikte değerlendirmesi gerektiği belirtilmiştir. Pratik sonuç şudur: dava dilekçenizde yalnızca evlât edinme talebini değil, karşı çıkması muhtemel ebeveyn bakımından özen yükümlülüğünün ihlâl edildiği iddiasını da açıkça ileri sürün ve bu iddianın delillerini (kişisel ilişki kurulmaması, nafaka ödenmemesi, uzun süreli ilgisizlik) baştan gösterin.
Özen yükümlülüğünün ihlâli iddiası ileri sürülmüşse davacının delilleri toplanmalı ve gösterdiği tanıklar dinlenmelidir
Bir kişi, eşinin önceki evliliğinden doğan küçüğü evlât edinmek istedi. Küçüğün babası davanın reddini istedi, anası ise rıza gösterdi. Davacı, babanın çocuğa karşı özen yükümlülüğünü ihlâl ettiğini ileri sürüp tanık gösterdi; ancak delilleri toplanmadı ve tanıkları dinlenmedi.
“çocuğa karşı özen yükümlülüğünün ihlal edilmesi iddiası ve Türk Medeni Kanununun 311. maddesi koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği yönünden davacının delillerinin toplanmadığı ve gösterdiği tanıkların dinlenmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece, tarafların tüm delillerinin toplanıp değerlendirilmesi yapılarak sonucuna göre karar vermek gerekirken, yetersiz araştırma ve eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.”
Ne anlama geliyor? Karar, bir önceki ilkeyi usul yönünden tamamlar: özen yükümlülüğünün ihlâli iddia edilmişse, mahkeme bu iddiayı boş geçemez. Delillerin toplanması ve gösterilen tanıkların dinlenmesi zorunludur; aksi hâlde karar eksik inceleme sebebiyle bozulur. Bunun taraflar açısından anlamı şudur: iddiayı açıkça ileri sürmek ve delil listesini süresinde vermek sizin yükümlülüğünüzdür. Dilekçenizde 'baba ilgilenmiyor' demekle yetinmeyin; hangi dönemde hangi davranışın bulunmadığını, kişisel ilişki kararının uygulanıp uygulanmadığını, nafakanın ödenip ödenmediğini somutlaştırın ve her biri için delil gösterin. Mahkemenin sosyal inceleme raporu alması da bu araştırmanın olağan parçasıdır (TMK m. 316).
Uzun süredir cezaevinde bulunan ve bu nedenle velâyet görevini yerine getiremeyen baba bakımından özen yükümlülüğünün ihlâli koşulu gerçekleşmiş sayılır
Küçüğü doğumundan beri bakan çift evlât edinme davası açtı. Ananın rızası vardı; hükümlü olarak cezaevinde bulunan baba ise rızasının bulunmadığını bildirdi. Mahkeme ve bölge adliye mahkemesi, babanın rızası bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetti.
“davalının cezaevinde olması nedeni ile de velâyet görevini yerine getiremeyeceği gibi, TMK m. 311/2 gereğince "Küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmiyorsa" hükmünün somut olayda gerçekleştiği dikkate alınarak, evlat edinmede baba rızası aranmamasına karar verilerek davanın kabulü gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.”
Ne anlama geliyor? Bu karar, ikinci bendin somut bir uygulamasıdır: özgürlüğü uzun süreli olarak kısıtlanmış ve bu sebeple velâyet görevini fiilen yerine getiremeyecek durumda olan ebeveyn bakımından koşul gerçekleşmiş sayılmıştır. Aynı sonuca tutukluluk hâlinde de varılmıştır (Yargıtay 8. HD, 2017/6645 E., 2017/16865 K., 14.12.2017). Buradaki mantık, Hukuk Genel Kurulunun koyduğu ölçütle uyumludur: ilişkinin sürdürülememesinde ebeveynin kusurlu olup olmaması önem taşımaz; bakılan şey, çocukla arasında canlı bir ilişkinin fiilen var olup olmadığıdır. Buna karşılık sonuç otomatik değildir: cezaevindeyken çocuğuyla düzenli görüşen, ilgilenen ve bakımına katkı sunan bir ebeveyn bakımından aynı değerlendirme yapılamaz. Belirleyici olan hükmün kendisi değil, ilişkinin fiilî durumudur.
Madde gerekçesi
Madde 311- Hükümde sınırlayıcı olarak sayılan hâllerden biri kendisi açısından gerçekleşmiş olan ana veya babanın rızasının aranmayacağını belirten bu madde İsviçre Medenî Kanununun 265c maddesinden alınmıştır. Madde, esasen, yürürlükteki Kanunun 254a maddesinin kısmen yeniden kaleme alınmış şeklidir. Maddenin (II) numaralı bendindeki özen gösterme ihlâli, çocuğa karşı ciddî özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmemesidir. Özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilip getirilmediğini, takdir yetkisine dayanarak hâkim değerlendirir.
Türk Medenî Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu, TBMM S. Sayısı: 723 (21. Dönem), s. 119-120Gerekçe kısadır ama maddenin yorumunu bütünüyle yönlendiren üç anahtar kelime içerir. "Sınırlayıcı olarak sayılan": hâller numerus clausus niteliğindedir; benzer başka durumlar kıyas yoluyla eklenemez. Yargıtay bu ifadeye doğrudan dayanarak hâllerin yorum veya kıyasla genişletilemeyeceğini belirtmiştir (Yargıtay HGK, 2017/2045 E., 2021/1154 K., 05.10.2021). "Kendisi açısından gerçekleşmiş olan": değerlendirme ana ve baba için ortak değil, kişi bazında yapılır; bir ebeveyn için koşul gerçekleşmişken diğeri için gerçekleşmemiş olabilir ve hüküm her biri için ayrı ayrı kurulur. "Ciddî" ve "yeterince": ikinci bentteki ölçüt, her ihmali değil, çocuğa karşı ciddî bir özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmemesini kapsar. Gerekçenin son cümlesi bu değerlendirmeyi açıkça hâkimin takdir yetkisine bırakır; bu nedenle ikinci bent, dosyanın olgularına göre farklı sonuçlara varılabilen esnek bir ölçüttür. Tasarının 311. maddesi Adalet Komisyonunun değişiklik listesinde yer almamış, madde Tasarıdaki hâliyle kanunlaşmıştır (S. Sayısı 723, s. 311-314).
743 sayılı eski Medeni Kanun'daki karşılığı
Bu maddenin doğrudan karşılığı, eski Kanun'a 1990 yılında eklenen 254/a maddesidir. O tarihe kadar 743 sayılı Kanun rızanın aranmayacağı hâlleri hiç düzenlememiş, bunun yerine 254. maddede ana babanın muvafakatinin yanına hâkimin muvafakatini bir seçenek olarak koymuştu; yani hâkim, ana babanın iradesinin yerine geçebiliyordu. 1990 değişikliği bu belirsizliği gidermiş ve rızanın aranmayacağı hâlleri ilk kez saymıştır: kim olduğu veya nerede bulunduğu uzun süreden beri bilinmeyen ya da sürekli temyiz kudretinden yoksun bulunan ana veya babanın rızası aranmaz; velâyetin kaldırılmasını gerektirecek ölçüde çocuğuyla ilgisiz olan ana veya baba için de aynı hüküm uygulanır. Yeni Kanun bu yapıyı korumuş, ancak gerekçenin deyişiyle maddeyi kısmen yeniden kaleme almıştır. En önemli değişiklik ikinci bentte olmuştur: eski metin ilgisizliğin velâyetin kaldırılmasını gerektirecek ölçüde olmasını arıyordu; yeni metin ise yalnızca özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmemesini yeterli görmektedir. Bu, eşiğin belirgin biçimde düşürülmesi anlamına gelir: velâyetin kaldırılması ağır ve ayrı koşullara bağlı bir tedbirdir (TMK m. 348), oysa bugün rızanın aranmaması için o ağırlıkta bir tablo aranmaz. İkinci bir fark ifade biçimindedir: eski metin "nerede bulunduğu" derken yeni metin "nerede oturduğu" demektedir; bu, kişinin geçici olarak nerede olduğunun değil, yerleşim yerinin bilinmemesine işaret eder.
Madde 254/a – (Ek: 14/11/1990 - 3678/5 md.) Kim olduğu veya nerede bulunduğu uzun süreden beri bilinmeyen ya da sürekli temyiz kudretinden yoksun bulunan ana veya babanın rızası aranmaz. Velayetin kaldırılmasını gerektirecek ölçüde çocuğu ile ilgisiz olan ana veya baba için de aynı hüküm uygulanır.
743 sayılı Kanun, mevzuat.gov.tr| 743 sayılı Kanun | 4721 sayılı Kanun m. 311 | |
|---|---|---|
| 1990 öncesi | Hüküm yoktu; hâkimin muvafakati yeterdi (m. 254) | — |
| Kimlik | Kim olduğu bilinmeyen (m. 254/a) | Kim olduğu bilinmeyen (m. 311/1) |
| Yer | Nerede bulunduğu bilinmeyen | Nerede oturduğu bilinmeyen |
| Ehliyet | Sürekli temyiz kudretinden yoksun | Ayırt etme gücünden sürekli yoksun |
| İlgisizlik eşiği | Velâyetin kaldırılmasını gerektirecek ölçüde | Özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmeme |
| Değerlendirme | Belirtilmemişti | Hâkimin takdir yetkisi |
| Karar | Ayrı düzenleme yoktu | Ayrı maddede (m. 312) |
Değişiklik geçmişi
| Tarih | Gelişme | Dayanak |
|---|---|---|
| 01.01.2002 | Madde yürürlüğe girdi; ilgisizlik eşiği velâyetin kaldırılmasından özen yükümlülüğüne indirildi | 4721 s. K. |
Madde yürürlüğe girdiği günden bu yana hiç değiştirilmemiştir. Buna karşılık ikinci bendin uygulaması, kanun yolu kararlarıyla adım adım şekillenmiştir. Bugün gelinen noktada ölçüt üç cümleyle özetlenebilir: bakılan şey çocukla ana babası arasında canlı bir ilişkinin bulunup bulunmadığıdır; bu ilişkinin kurulamamasında ebeveynin kusurlu olup olmamasının önemi yoktur; ve ihlâlin kabulü için asgari bir süre veya sayı aranmaz (Yargıtay HGK, 2017/2045 E., 2021/1154 K., 05.10.2021). Aynı kararda uygulamadan derlenen örnekler de sayılmıştır. Ölçütün esnekliği, aynı olguların farklı aşamalarda farklı değerlendirilebilmesine yol açmaktadır; bunun en çarpıcı örneği, aynı uyuşmazlıkta önce özen yükümlülüğünün yerine getirildiğine hükmedilmesi (Yargıtay HGK, 2011/2-431 E., 2011/553 K., 21.09.2011), karar düzeltme aşamasında ise tersi sonuca varılmasıdır (Yargıtay HGK, 2012/2-302 E., 2012/287 K., 11.04.2012). Son yıllarda kararlarda çocuğun üstün yararı ilkesinin ağırlığı belirginleşmiş, bu ilke evlât edinmenin olmazsa olmaz koşulu olarak nitelendirilmiştir (Yargıtay 2. HD, 2026/4172 E., 2026/6723 K., 16.06.2026).
İlgili maddeler
- TMK m. 305: Küçüklerin evlât edinilmesinde genel koşullar.
- TMK m. 306: Eşlerin birlikte evlât edinmesi.
- TMK m. 308: Yaş farkı ve küçüğün rızası.
- TMK m. 309: Ana ve babanın rızası, şekil.
- TMK m. 310: Rızanın zamanı ve geri alınması.
- TMK m. 312: Rızanın aranmamasına ilişkin karar.
- TMK m. 316: Evlât edinmede araştırma.
- TMK m. 317: Evlâtlık ilişkisinin kaldırılması, rıza yokluğu.
- TMK m. 348: Velâyetin kaldırılması.
- TMK m. 426: Temsil kayyımı atanması.
Dosyanızda rızanın aranmaması koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini ve hangi delillerin toplanması gerektiğini değerlendirmek için boşanma avukatı İstanbul sayfasındaki iletişim bilgilerinden bana ulaşabilirsiniz.
Sık sorulan sorular
TMK 311 ne diyor?
Evlât edinmede ana veya babanın rızasının aranmayacağı hâlleri sayar.
Bu hâller kaç tanedir?
İki bent hâlinde düzenlenmiştir (TMK m. 311).
Birinci bentte neler var?
Kimliğin veya adresin bilinmemesi ve ayırt etme gücünden sürekli yoksunluk.
İkinci bentte ne var?
Küçüğe karşı özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilmemesi.
Bu hâller çoğaltılabilir mi?
Hayır; kıyas yoluyla genişletilemez (Yargıtay HGK, 2017/2045 E., 2021/1154 K., 05.10.2021).
Koşul gerçekleşirse hâkim ne yapar?
Rızanın aranmamasına karar vermek zorundadır.
Hâkimin takdiri nerede devreye girer?
Koşulun gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitinde.
Karar ana ve baba için birlikte mi verilir?
Her biri için ayrı ayrı değerlendirilir.
İki bent arasındaki fark nedir?
Birincisi objektif, ikincisi sübjektif sebeptir (Yargıtay HGK, 2017/2045 E., 2021/1154 K., 05.10.2021).
Adresin bilinmediği nasıl ispatlanır?
Araştırma yapılması ve olgunun kanıtlanması gerekir (Yargıtay 2. HD, 2010/17317 E., 2012/2815 K., 16.02.2012).
Dilekçede "adresi bilinmiyor" demek yeterli mi?
Yeterli değildir.
İlânen tebligat gerekir mi?
Adres tespit edilemiyorsa bu yola gidilmelidir.
Ayırt etme gücünden yoksunluk nasıl ispatlanır?
Sağlık raporu veya kısıtlama kararı gibi resmî belgelerle.
Özen yükümlülüğünde ölçüt nedir?
Çocukla canlı bir ilişkinin bulunup bulunmadığı.
Ana babanın kusuru aranır mı?
Kaç ay görüşmemek ihlâl sayılır?
Kanunda asgari bir süre veya sayı yoktur.
Hangi etmenlere bakılır?
Kişisel ilişki, ekonomik ilişki, sürekliliğin bulunup bulunmadığı.
Üçüncü kişilerle olan bağ önemli mi?
Evet; ebeveynle olan bağdan yoğun olup olmadığına bakılır.
Uygulamadan örnekler nelerdir?
İlgisizlik, para istenmesi, terk ve nafakanın ödenmemesi.
Çocuk için para istenmesi ihlâl sayılır mı?
Sayılabilir (Yargıtay HGK, 2017/2045 E., 2021/1154 K., 05.10.2021).
Cezaevinde olmak ihlâl sayılır mı?
Velâyet görevi yerine getirilemiyorsa sayılabilir (Yargıtay 2. HD, 2021/8467 E., 2022/1932 K., 01.03.2022).
Çocuğunu kuruma bırakan ana için otomatik uygulanır mı?
Hayır; sonraki davranışına bakılır (Yargıtay 2. HD, 2016/14080 E., 2016/13582 K., 06.10.2016).
Yıllarca aranıp sorulmamışsa ne olur?
Özen ihlâli kabul edilebilir (Yargıtay 2. HD, 2024/7588 E., 2025/4035 K., 21.04.2025).
Koruyucu aile olarak alınan çocuk evlât edinilebilir mi?
Edinilebilir; kanunda engel yoktur.
Ana baba rızası yok derse dava reddedilir mi?
Hayır; araştırma yapılması gerekir (Yargıtay 18. HD, 2015/3776 E., 2015/17156 K., 25.11.2015).
İhlâl iddiası ileri sürülünce ne yapılır?
Deliller toplanır, tanıklar dinlenir (Yargıtay 18. HD, 2014/14989 E., 2014/16471 K., 18.11.2014).
Sosyal inceleme raporu alınır mı?
Alınır (TMK m. 316).
Dava kime karşı açılır?
Ana ve babaya (Yargıtay 2. HD, 2008/11572 E., 2009/16004 K., 28.09.2009).
Ana babası belli olmayan çocukta ne yapılır?
Küçüğe kayyım atanır (Yargıtay 2. HD, 2011/3067 E., 2011/22302 K., 15.12.2011).
Hasımsız açılan dava ne olur?
Eksik hasım sebebiyle bozulur.
Çocuğun üstün yararı tek başına yeter mi?
Yetmez; kanundaki koşullardan biri gerçekleşmelidir.
Üstün yarar nerede devreye girer?
Koşulun değerlendirilmesinde (Yargıtay 2. HD, 2026/4172 E., 2026/6723 K., 16.06.2026).
Rızanın aranmaması kararı ne zaman verilir?
Ayrı bir maddede düzenlenmiştir (TMK m. 312).
Eski Kanun'daki eşik neydi?
Velâyetin kaldırılmasını gerektirecek ölçüde ilgisizlik.
Görevli mahkeme hangisidir?
Aile mahkemesi (4787 s. K. m. 4).
Kaynaklar ve Mevzuat
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 305, 306, 308, 309, 310, 311, 312, 316, 317, 348, 426
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 114, 119
- 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m. 4
- 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi m. 254, 254/a
- Türk Medenî Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu, TBMM S. Sayısı: 723 (21. Dönem), m. 311 gerekçesi s. 119-120, Komisyon değişiklik listesi s. 311-314
- Yargıtay HGK, 2017/2045 E., 2021/1154 K., 05.10.2021
- Yargıtay HGK, 2012/2-302 E., 2012/287 K., 11.04.2012
- Yargıtay HGK, 2011/2-431 E., 2011/553 K., 21.09.2011
- Yargıtay 2. HD, 2026/4172 E., 2026/6723 K., 16.06.2026
- Yargıtay 2. HD, 2024/7588 E., 2025/4035 K., 21.04.2025
- Yargıtay 2. HD, 2021/8467 E., 2022/1932 K., 01.03.2022
- Yargıtay 2. HD, 2016/14080 E., 2016/13582 K., 06.10.2016
- Yargıtay 2. HD, 2010/17317 E., 2012/2815 K., 16.02.2012
- Yargıtay 2. HD, 2011/3067 E., 2011/22302 K., 15.12.2011
- Yargıtay 2. HD, 2008/11251 E., 2009/16259 K., 30.09.2009
- Yargıtay 2. HD, 2008/11572 E., 2009/16004 K., 28.09.2009
- Yargıtay 8. HD, 2017/6645 E., 2017/16865 K., 14.12.2017
- Yargıtay 18. HD, 2015/3776 E., 2015/17156 K., 25.11.2015
- Yargıtay 18. HD, 2014/20480 E., 2015/31 K., 12.01.2015
- Yargıtay 18. HD, 2014/14989 E., 2014/16471 K., 18.11.2014
