Tanık dinletmek isteyen eş, dayandığı her vakıayı dilekçesinde somut olarak yazmalı ve o vakıanın tanıkla ispat edileceğini belirtmelidir (HMK m. 119/1-e, f; 129/1-d, e; 194). Hukuk Genel Kurulu, dava dilekçesinde sadakatsizlik vakıasının yazılıp “yeğenin bilgi sahibi olduğuna işaret edilerek kanıtlarımız vardır” denilmesini ve tanığın sonra listede gösterilmesini, tanık deliline usulüne uygun dayanma saymıştır. Tanık deliline hiç dayanılmadan süre verilip tanık dinlenmesi bir yargılama hatasıdır; ancak Hukuk Genel Kurulunun 2025 tarihli kararlarına göre bu hata kamu düzenine ilişkin değildir: Karşı taraf itiraz etmez ve istinaf dilekçesinde açıkça ileri sürmezse bölge adliye mahkemesi bunu kendiliğinden gözetemez. Süresinde cevap dilekçesi vermeyen davalı, sonradan bildirdiği tanıkları karşı ispat amacıyla da dinletemez. “Delil” kavramı hem asıl ispatı hem karşı ispatı kapsar.
Tanık dinletmek için dilekçede ne yazılmalıdır?#
Dilekçede iki şey açıkça yazılmalıdır: Dayanılan vakıa ve bu vakıanın hangi delille, burada tanıkla ispat edileceği. Dava dilekçesinde davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri ile iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği bulunur (HMK m. 119/1-e, f). Aynı kural cevap dilekçesi için de geçerlidir (HMK m. 129/1-d, e). Kanun ayrıca taraflara somutlaştırma yükü yükler: Taraflar dayandıkları vakıaları ispata elverişli şekilde somutlaştırmalı, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmelidir (HMK m. 194).
Hukuk Genel Kurulu bu yükümlülüğün boşanma davasındaki anlamını şöyle açıklar:
6100 sayılı HMK ile taraflar; dayandıkları vakıaları ispata elverişli şekilde somutlaştırma ve dayandıkları delilleri de, hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiği hakkında açıkça belirtilmesi kapsamında delil gösterme yükümlülüğü altına alınmışlardır. Taraflar bu somutlaştırma ve delil gösterme yükümlülüğü gereği dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile iddia ettikleri her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğini dilekçelerinde belirtmek zorundadır (Yargıtay HGK, 2020/273 E., 2021/762 K., 15.06.2021).
Tanık deliline dayanmanın amacı, karşı tarafın hangi iddiaya hangi delille karşı koyacağını bilmesini ve yargılamanın makul sürede bitmesini sağlamaktır. Hukuk Genel Kurulu bu sonucu adil yargılanma hakkının unsurlarına bağlar: Davanın her tarafı iddialarını, karşı taraf karşısında kendisini dezavantajlı bir konumda bırakmayacak şartlarda sunabilmeli; taraflar gösterilen tüm delillerden haberdar olabilmeli ve görüş bildirebilmelidir (Yargıtay HGK, 2023/1143 E., 2025/416 K., 02.07.2025).
Vakıa nasıl somutlaştırılır?#
Vakıa, ne olduğu, ne zaman ve nerede yaşandığı, kimin ne söylediği veya yaptığı anlaşılacak biçimde yazılmalıdır. “Davalı evlilik birliğinin gereklerini yerine getirmemiştir”, “taraflar arasında şiddetli geçimsizlik vardır” veya “davalı sürekli hakaret ederdi” gibi cümleler vakıa değil, değerlendirmedir. Bunun yerine “Davalı, 2024 yılı Mart ayında kayınvalidenin evinde yapılan bayram ziyaretinde, ailenin önünde müvekkile ’…’ diyerek hakaret etmiş, ardından müvekkili evden kovmuştur” şeklinde yazılan bir cümle, hem tanığın neyi anlatacağını belirler hem de karşı tarafın savunmasını mümkün kılar.
Somutlaştırmanın eksikliği iki noktada sonuç doğurur. Birincisi, dilekçede hiç dayanılmamış bir olayı tanık anlatsa bile o olay kusur olarak yüklenemez (6. Bölüm). İkincisi, dilekçede soyut bırakılan iddia, tanığın da soyut konuşmasına yol açar; Yargıtay, kadının “kıskanç ve agresif tavırlar sergilediği, sürekli küstüğü” iddialarına ilişkin tanık beyanlarının somutlaştırılmadığını, kıskanç veya agresif tavırların nelerden ibaret olduğunun belirtilmediğini tespit ederek bu vakıaları kusur olarak kabul etmemiştir (Yargıtay 2. HD, 2023/9014 E., 2025/2584 K., 11.03.2025). Soyut beyanların değeri 13. Bölümde ayrıca incelenmiştir.
Dilekçede “tanık” ya da “her türlü delil” yazmak yeterli mi?#
Tanık deliline dayanıldığının dilekçeden anlaşılması yeterlidir; ama hangi vakıa için hangi tanığın dinleneceği tanık listesinde mutlaka gösterilmelidir. Hukuk Genel Kurulu, bu konuda önemli bir karar vermiştir:
“Kanıtlarımız vardır” denilip tanığın bilgi sahibi olduğuna işaret edilmişse tanık deliline dayanılmış sayılır
Kadın, eşinin yurt dışında başka bir kadınla ilişkisi olduğunu ileri sürerek boşanma davası açmıştı. Dava dilekçesinin ilgili bendinde sadakatsizlik iddiasını anlatmış, aynı bentte eşinin yeğenine bu konuda beyanda bulunduğunu belirterek “kanıtlarımız vardır” demişti; yeğen daha sonra delil ve tanık listesinde gösterilmiş ve dinlenmişti. Bölge adliye mahkemesi, açıkça tanık deliline dayanılmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş ve Özel Dairenin bozma kararına direnmişti. Hukuk Genel Kurulu oybirliğiyle şöyle demiştir:
“Uyuşmazlığa konu dava dilekçesinin incelenmesinde; evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla boşanmaya karar verilmesinin talep edildiği, dilekçenin 4. bendinde somutlaştırma yüküne uygun olarak 6100 sayılı Kanun’un 119/1-e bendi uyarınca davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu olduğunun iddia edildiği, aynı bendin devamında sadakatsizlik vakıasına ilişkin 6100 sayılı Kanun’un 119/1-f bendi uyarınca “davacının yeğenin bilgi sahibi olduğuna işaret edilerek kanıtlarımız vardır” denilmek suretiyle tanık deliline dayanıldığı…”
Değerlendirme. Karar, delil gösterme yükümlülüğünün kalıp bir ifadeye bağlı olmadığını gösterir. Önemli olan, vakıanın yazılması, o vakıa için bilgi sahibi bir kişiye işaret edilmesi ve bu kişinin sonra HMK m. 194 ve 240’a uygun biçimde tanık olarak gösterilmesidir. Genel Kurul, bölge adliye mahkemesinin yeğenin beyanıyla davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını kabul edip davayı kabul etmesi gerektiğine karar vermiştir.
Benzer şekilde Yargıtay, dava dilekçesinin deliller bölümünde “tanık, nüfus kayıtları, ceza dosyaları, polis tutanakları, hastahane raporları, bilirkişi, ikamesi mümkün her türlü yasal delil” yazılmışken delilleri toplanmadan davanın reddedilmesini doğru bulmamıştır. Daire’ye göre boşanma davasının tek ispat aracının tanık delili olduğu kabul edilemez; tanık delili takdiri delil olmakla birlikte, kadının dayandığı şiddetin ceza mahkemesi kararıyla sabit olması kesin delil niteliğindedir (Yargıtay 2. HD, 2024/7494 E., 2024/7045 K., 09.10.2024). Buradan çıkan sonuç şudur: Dilekçede tanık deliline genel olarak dayanılmışsa tanık listesi verilerek bu delil somutlaştırılabilir; dilekçede gösterilen diğer deliller ise tanık dinlenmese bile toplanmalıdır.
Tanık deliline hiç dayanılmamışsa tanık dinlenebilir mi?#
Kural olarak hayır; ama hatalı olarak dinlenmişse bu hatanın sonucu, karşı tarafın itirazına bağlıdır. Dilekçesinde tanık deliline dayanmayan tarafa sonradan süre verilip tanık listesi alınması ve bu tanıkların beyanlarının hükme esas alınması, Hukuk Genel Kurulunun ifadesiyle “karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması” (HMK m. 371/1-ç) hâlidir. Ne var ki Genel Kurul 15 Ekim 2025 tarihinde aynı gün verdiği üç kararda bu hatayı kamu düzenine ilişkin saymamış, usule ilişkin nispi bir istinaf sebebi olarak nitelendirmiştir:
Dayanılmayan tanığın dinlenmesi nispi bir usul hatasıdır; itiraz edilmez ve istinafta ileri sürülmezse gözetilmez
Kadın, eşinin alkol ve kumar alışkanlığı, eve bakmaması ve sadakatsizliği iddiasıyla boşanma davası açmış, ancak dava dilekçesinde tanık deliline dayanmamış ve cevaba cevap dilekçesi de vermemişti. İlk derece mahkemesi duruşmada taraflara HMK m. 240 uyarınca tanık listesi sunmaları için süre verdi; kadının bildirdiği tanıklar dinlendi ve davalı erkek tanıkların dinlenmesine itiraz etmedi. Erkeğin istinafı üzerine bölge adliye mahkemesi tanık deliline usulüne uygun dayanılmadığı gerekçesiyle davayı reddetti ve Özel Dairenin bozma kararına direndi. Hukuk Genel Kurulu oyçokluğuyla şöyle demiştir:
“Ne var ki bu husus yukarıda 9. paragrafta ayrıntıları ile açıklanan usule ilişkin nispi bir istinaf sebebidir. Mahkemece dinlenen tanıklara karşı davalı tarafından yargılamanın hiç bir aşamasında itiraz edilmediği gibi, yapılan usuli hata istinaf dilekçesinde açıkça belirtilmemiş, usul hukukuna dayanan istinaf sebebinin karara ne şekilde etki ettiği açıklanmamıştır.”
Değerlendirme. Genel Kurul görüşmelerinde, istinaf dilekçesinde tanık beyanlarının yeterli ve somut olmadığının ileri sürülmesinin yeterli olduğu görüşü dile getirilmiş, ancak çoğunlukça benimsenmemiştir. Aynı gün oybirliğiyle verilen iki kararda da sonuç değişmemiştir: Erkeğin delil olarak dayanmadığı tanıklarının dinlenmesinde kamu düzenine aykırılık bulunmadığı, kadın bunu istinaf sebebi yapmadığından bölge adliye mahkemesinin incelemesini istinaf sebepleriyle sınırlı tutması gerektiği belirtilmiştir. Süresinden sonra verilen cevap dilekçesiyle bildirilen tanıkların dinlenmesi de istinafta ileri sürülmedikçe kendiliğinden dikkate alınamaz.
Aynı gün verilen diğer iki karar, kuralın genel olduğunu gösterir (Yargıtay HGK, 2024/619 E., 2025/639 K., 15.10.2025; Yargıtay HGK, 2024/761 E., 2025/638 K., 15.10.2025). Genel Kurul bu kararlarda istinaf dilekçesinde başvuru sebeplerinin gerekçeleriyle açıkça gösterilmesi gerektiğini (HMK m. 342/2-e), kamu düzenine aykırılık dışında incelemenin bu sebeplerle sınırlı olduğunu (HMK m. 355) ve nispi usul hatasına dayanan tarafın hatanın karara ne şekilde etki ettiğini de açıklaması gerektiğini vurgulamıştır.
Bunun pratik karşılığı açıktır: Dayanılmamış tanığın dinlenmesine itiraz edilen dosyalarda sonuç farklıdır. Davalı vekilinin, davacının dava dilekçesinde tanık deliline dayanmadığını, tanık dinletme talebinin usulüne uygun olmadığını ve tanıkların dinlenmesine muvafakat etmediğini duruşmada açıkça bildirdiği bir dosyada ilk derece mahkemesi bu tanıkların beyanlarını hükme esas almamış; karar istinaf ve temyiz aşamalarından geçerek onanmıştır (Yargıtay 2. HD, 2024/1955 E., 2024/6362 K., 25.09.2024).
Karşı tarafın dilekçesinde dayanmadığı tanıkların dinlenmesine ilk fırsatta, tercihen dinleme yapılmadan önce ve tutanağa geçirilerek itiraz edin. İtiraz etmeden tanıkların dinlenmesine göz yumulursa ve istinaf dilekçesinde bu usul hatası, hükme etkisiyle birlikte açıkça gösterilmezse, Hukuk Genel Kurulunun 2025 tarihli kararlarına göre üst mahkeme bu hatayı kendiliğinden gözetmez.
Süresinde cevap vermeyen davalı tanık dinletebilir mi?#
Hayır. Süresi içinde cevap dilekçesi vermeyen davalı, davacının iddia ettiği vakıaları inkâr etmiş sayılır; ancak savunmasına dayanak bir vakıa ve delil göstermemiş olur. Hukuk Genel Kurulu, kanuni iki haftalık süreden sonra cevap veren ve aynı dilekçeyle tanık deliline dayanan davalının tanıklarının, karşı ispat hakkı kapsamına taşınarak da dinlenemeyeceğine karar vermiş ve mahkemenin direnme kararını yerinde bulmuştur (Yargıtay HGK, 2017/2710 E., 2021/34 K., 04.02.2021). Bu kararda Özel Daire, davalının ön inceleme duruşmasından önce bildirdiği tanıkların dinlenmesi gerektiğini söylemişti; Genel Kurul ise bu görüşe katılmamıştır. Karşı tarafın süresinden sonra yapılan cevaba açık muvafakati bulunmadığı da kararda ayrıca belirtilmiştir.
Bununla birlikte, süresinden sonra verilen cevap dilekçesindeki tanıklar dinlenmiş ve karşı taraf bunu istinaf sebebi yapmamışsa, bölge adliye mahkemesi bu durumu kendiliğinden dikkate alamaz (Yargıtay HGK, 2024/761 E., 2025/638 K., 15.10.2025). Yani kural, ancak zamanında ileri sürülen bir itirazla işler.
Karşı ispat için de tanık deliline dayanmak gerekir mi?#
Evet. Dilekçede gösterilmesi gereken delil, yalnız kendi iddiasını ispat için değil, karşı tarafın iddiasını çürütmek için de gösterilmelidir. Hukuk Genel Kurulu, HMK m. 119/1-f ve 129/1-e’de belirtilen “delil” sözcüğünün hem asıl ispatı hem de karşı ispatı kapsadığını açıkça belirtmiştir (Yargıtay HGK, 2017/2301 E., 2021/807 K., 22.06.2021). Örneğin kadın, erkeğin kendisine hakaret ettiğini ileri sürüyorsa, erkek “o gün evde değildim, iş yerindeydim” diyerek karşı ispat yapmak istediğinde bu savunmasını ve tanığını cevap dilekçesinde göstermelidir.
Birleşen davalarda bir dilekçede dayanılan vakıa diğer dava için de geçerli mi?#
Evet. Karşılıklı açılan ve birleştirilen boşanma davalarında vakıalar ve ispatlanan kusurlu davranışlar iki dava bakımından bir bütün olarak değerlendirilir. Hukuk Genel Kurulu, kadının asıl dava dilekçesinde dayanmadığı, ancak erkeğin açtığı birleşen davaya verdiği cevap dilekçesinde dayandığı kusurlu davranışların asıl davada da dikkate alınması gerektiğine karar vermiştir; bölge adliye mahkemesinin “dayanılmayan vakıa tanık beyanında geçti diye kusur yüklenemez” gerekçesiyle asıl davayı reddetmesini doğru bulmamıştır (Yargıtay HGK, 2020/273 E., 2021/762 K., 15.06.2021). Bu karar 6. Bölümde ayrıntılı olarak incelenmiştir.
Taraflar dayandıkları vakıaları somutlaştırmak ve her vakıanın hangi delille ispat edileceğini dilekçelerinde açıkça belirtmek zorundadır. Vakıa yazılıp bilgi sahibi kişiye işaret edilerek “kanıtlarımız vardır” denilmesi, tanık deliline usulüne uygun dayanma sayılabilir. Dayanılmayan tanığın dinlenmesi nispi bir usul hatasıdır ve istinafta ileri sürülmedikçe gözetilmez (Yargıtay HGK, 2023/1143 E., 2025/416 K., 02.07.2025; Yargıtay HGK, 2020/273 E., 2021/762 K., 15.06.2021; Yargıtay HGK, 2024/760 E., 2025/637 K., 15.10.2025).
Dilekçenizi şu düzenle yazın: Her vakıayı ayrı bir paragrafta, tarih ve yer bilgisiyle anlatın; paragrafın sonunda “Deliller: Tanık beyanları (tanık listesinde gösterilecek …, …), mesaj kayıtları, … tarihli darp raporu” şeklinde o vakıanın delillerini sayın. Karşı tarafın iddialarına cevap verirken de “Bu iddianın aksini ispat için tanık …” diye karşı ispat delilini belirtin. Bu düzen, ön incelemede hangi tanığın hangi olay için dinleneceğini netleştirir.
