Tanık, dilekçelerde hiç dayanılmamış bir olayı anlatırsa o olay kusur olarak yüklenemez. Vakıalar dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleriyle serbestçe ileri sürülebilir; dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia ve savunma ancak ıslah veya karşı tarafın açık muvafakatiyle genişletilebilir (HMK m. 141). Bununla birlikte Hukuk Genel Kurulu, dilekçede olayın özünün anlatılmış olmasını yeterli sayar: Dava dilekçesinde eşin sosyal medya paylaşımları üzerinden aldatma olgusuna dayanılmışsa, tanığın bu konudaki görgüsü kusur belirlemesinde dikkate alınır. Karşılıklı davalarda bir dilekçede dayanılan vakıa iki dava için birlikte değerlendirilir. Bölge adliye mahkemesi, istinaf edilmemiş bir kusur belirlemesinden “dayanılmadı” gerekçesiyle vakıa çıkaramaz. Dava tarihinden sonra yaşanan olaylar kural olarak o davada kusur olarak yüklenemez; bunlar yeni bir davanın konusu olabilir.
Dilekçede ileri sürülmeyen bir olayı tanık anlatırsa ne olur?#
O olay kusur olarak yüklenemez. Tanık beyanı, dilekçelerde dayanılan vakıaları ispat aracıdır; yeni vakıa ileri sürmenin yolu değildir. Yargıtay, kadına kusur olarak yüklenen “evlilik birliği içerisinde alınan eşyaları imam nikahlı eşinin ödeyeceğini söylediği” vakıasına erkek tarafından dilekçeler aşamasında dayanılmadığından bu vakıanın kusur olarak yüklenmesinin mümkün olmadığını vurgulamış; diğer kusurlar nedeniyle sonuç değişmediği için kararı onamıştır (Yargıtay 2. HD, 2024/8323 E., 2025/4264 K., 04.02.2025).
Hukuk Genel Kurulu 2026 yılında verdiği bir kararda kuralı açıkça tekrarlamıştır. Erkek, cevap dilekçesinde fiziksel şiddet iddiasına karşı savunma yaparken olay günü kadının kendisine “Senin saçların temiz, kimde yıkandın? Nerde yıkandın?” dediğini, tartışmanın bu yüzden çıktığını yazmıştı. Bölge adliye mahkemesi bu cümleden hareketle kadının kıskançlık yaptığı vakıasına dayanıldığını kabul etmiş ve tanık beyanıyla kadına psikolojik şiddet kusuru yüklemişti. Genel Kurul oybirliğiyle, bu cümlenin şiddet olayının sebebini açıklamaya yönelik bir savunma olduğunu, dilekçede kadının benzer davranışlarının, eş üzerinde baskı veya denetim kurup kurmadığının ve kıskançlığın evliliği ne ölçüde sarstığının hiç anlatılmadığını belirtmiş; “dayanılmayan bir vakıa hakkında tanık beyanlarından yola çıkılarak tarafa kusur yüklenilmesi de doğru değildir” diyerek erkeği ağır kusurlu saymıştır (Yargıtay HGK, 2025/463 E., 2026/524 K., 23.09.2026). Genel Kurul aynı kararda kıskançlığın boşanma sebebi sayılabilmesi için süreklilik ve yoğunluk kazanan somut davranışlara dönüşmesi gerektiğini, tarafların dilekçelerinde kıskançlığın ne şekilde ortaya çıktığını, ne zaman gerçekleştiğini ve evlilik birliğini nasıl sarstığını açıkça somutlaştırmaları gerektiğini de vurgulamıştır.
Bu kural iki taraf için de aynı şekilde işler. Bölge adliye mahkemelerinin Yargıtay’ca onanan kararlarında, erkek tanıklarının kadının erkeğe hakaret ettiğini anlatmalarına rağmen erkek bu vakıaya dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında dayanmadığı için kadına kusur yüklenemeyeceği (Yargıtay 2. HD, 2023/1168 E., 2024/6969 K., 08.10.2024); tanıkların davacı hakkında başka kusurlu eylemlerden söz etmesine rağmen bu eylemlere dilekçelerde dayanılmadığından anlatımların kusur değerlendirmesinde dikkate alınmayacağı (Yargıtay 2. HD, 2024/1100 E., 2024/8606 K., 18.11.2024); ortak çocuklara kötü davranma vakıasına dilekçelerde dayanılmadığından erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği (Yargıtay 2. HD, 2023/4919 E., 2024/3451 K., 15.05.2024) kabul edilmiştir. Bölge adliye mahkemesinin dilekçelerde dayanılmamış hakaret ve aşağılama vakıalarını erkeğe kusur olarak yüklediği bir dosyada Yargıtay, bu vakıaların yüklenemeyeceğini belirterek kusur belirlemesini bozmuştur (Yargıtay 2. HD, 2024/9974 E., 2025/6132 K., 18.06.2025).
Kadının “sürekli küstüğü” iddiasına ilişkin dosya bu kuralın somutlaştırmayla nasıl birleştiğini gösterir: Tanık yalnız “taraflar küslerdi” demiş, küslüğün kimden kaynaklandığı anlaşılamamış, üstelik erkek kadının sürekli küstüğü yönünde bir vakıaya dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında dayanmamıştı. Yargıtay bu vakıanın kadına kusur olarak yüklenmesini doğru bulmamıştır (Yargıtay 2. HD, 2023/9014 E., 2025/2584 K., 11.03.2025).
Vakıalar hangi dilekçelerle ileri sürülebilir?#
Vakıalar dava ve cevap dilekçeleriyle, ayrıca cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleriyle serbestçe ileri sürülebilir. Kanun bu sınırı açıkça çizer: “Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez” (HMK m. 141/1). Hukuk Genel Kurulu, bu imkânın yalnız cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleriyle söz konusu olduğunu, bu iki dilekçeden sonra hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçelerin sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmesi gerektiğini belirtir (Yargıtay HGK, 2025/463 E., 2026/524 K., 23.09.2026). Bu hüküm 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanunla değiştirilmiştir. Eski metinde ön inceleme aşamasında karşı tarafın açık muvafakatiyle genişletme mümkündü; değişiklikten sonra genişletme imkânı dilekçeler aşamasıyla sınırlandırılmıştır. Hukuk Genel Kurulu bir kararında hükmün değişiklikten önceki ve sonraki metinlerini birlikte aktararak bu farkı göstermiştir (Yargıtay HGK, 2017/2301 E., 2021/807 K., 22.06.2021). İddia ve savunmanın genişletilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri ise saklıdır (HMK m. 141/2).
Dilekçeler aşaması bittikten sonra delil dilekçesinde ileri sürülen yeni bir iddia, bu yasağa takılır. Kadının belirli bir erkekle konuştuğuna ilişkin iddianın dilekçeler aşamasında değil, delil dilekçesinde ileri sürülmesi nedeniyle iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında değerlendirilmemesi Yargıtay’ca onanmıştır (Yargıtay 2. HD, 2023/7209 E., 2024/4820 K., 25.06.2024). Erkeğin, kadının dayandığı bir video kaydının evlilik öncesine ait olduğunu ilk kez istinaf dilekçesinde ileri sürmesi de aynı nedenle sonuç doğurmamıştır (Yargıtay 2. HD, 2022/10048 E., 2024/1671 K., 12.03.2024).
Öğretide teksif ilkesinin boşanma davalarında diğer davalardaki kadar katı uygulanmadığı, ancak ikinci tanık listesi yasağının katı biçimde uygulandığı belirtilir; sadakat yükümlülüğünün dava süresince de devam etmesi nedeniyle dava sırasındaki olaylara ilişkin Yargıtay kararlarının farklılık gösterdiği de vurgulanır (Çelik, s. 112–113).
Dilekçede olay ne kadar ayrıntılı anlatılmalıdır?#
Olayın özü dilekçede anlatılmışsa, tanığın onu ayrıntılandırması mümkündür. Hukuk Genel Kurulu bu konuda dar bir yorumu kabul etmemiştir. Kadın dava dilekçesinde, erkeğin sosyal medya hesabında Moskova, Kiev ve Odessa’ya gittiğini bildirdiğini, bir erkeğin bu ülkelere ne amaçla gittiğinin herkesçe malum olduğunu ve erkeğin ilişki durumunu da “serbest ilişki” olarak belirttiğini yazmıştı. Tanık ise erkeğin kadını istememesinin sebebinin bir yabancı kadınla birlikte olması olduğunu, kadın evden gittikten sonra bu kadını birkaç kez evde gördüğünü anlatmıştı. Bölge adliye mahkemesi kadının dilekçeler aşamasında “Rus kadınla beraber yaşama” vakıasına dayanmadığını kabul ederek tarafları eşit kusurlu saymıştı. Hukuk Genel Kurulu oyçokluğuyla, dava dilekçesindeki anlatımla aldatma olgusuna dayanıldığını kabul etmiş, erkeğin başka kadınlarla yaşayarak sadakatsiz davrandığını ve erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunu belirtmiştir. Genel Kurul görüşmelerinde aldatma olgusuna dava ve cevaba cevap dilekçelerinde dayanılmadığı görüşü ileri sürülmüş, ancak çoğunlukça benimsenmemiştir (Yargıtay HGK, 2021/653 E., 2023/58 K., 08.02.2023).
Benzer şekilde Genel Kurul, erkeğin süresinde verdiği cevap dilekçesinin beşinci ve altıncı sayfalarında kadının sadakat yükümlülüğünü ihlal eden eylemini açıkça ileri sürdüğünü tespit ederek, Özel Dairenin “dayanılmamıştır” değerlendirmesine katılmamıştır (Yargıtay HGK, 2024/130 E., 2025/556 K., 24.09.2025). Yargıtay da bir onama kararında bölge adliye mahkemesinin, kadına yüklenen birlik görevlerini ihmal vakıasına erkeğin dayanmadığı yönündeki değerlendirmesini düzeltmiş; erkeğin bu vakıaya dilekçelerde dayandığını, ancak dosya kapsamına göre sonucun değişmediğini belirtmiştir (Yargıtay 2. HD, 2022/9224 E., 2024/777 K., 13.02.2024).
Bu kararlardan çıkan sonuç şudur: Mahkeme “dayanılmayan vakıa” sonucuna varmadan önce bütün dilekçeleri, eklerini ve anlatımın özünü incelemelidir. Taraf da dilekçesini yazarken olayın türünü (hakaret, şiddet, sadakatsizlik, ilgisizlik) ve somut örneklerini açıkça belirtmelidir.
Karşılıklı davalarda bir dilekçedeki vakıa diğer dava için de geçerli mi?#
Evet. Karşılıklı boşanma davalarında vakıalar ve ispatlanan kusurlu davranışlar bir bütün olarak değerlendirilir ve tarafların kusuru bir kez belirlenir:
Karşılıklı davalarda cevap dilekçesinde dayanılan vakıa asıl davada da dikkate alınır
Kadın, dava dilekçesinde tarafların ruhi ve fikri anlaşmazlığından, yıllardır süren tartışmalardan söz etmiş ve tanık deliline dayanmıştı. Kadının tanıkları erkeğin ortak çocuklara sürekli şiddet uyguladığını, eşine ve çocuklara hakaret ettiğini anlattı. Bölge adliye mahkemesi, bu vakıalara asıl dava dilekçesinde dayanılmadığını, dayanılmayan bir vakıanın tanık beyanlarında geçtiğinden bahisle erkeğe kusur yüklenemeyeceğini belirterek kadının davasını reddetti ve Özel Dairenin bozma kararına direndi. Oysa kadın, erkeğin açtığı birleşen davaya verdiği cevap dilekçesinde bu kusurlu davranışlara dayanmıştı. Hukuk Genel Kurulu oybirliğiyle şöyle demiştir:
“Hâl böyleyken bölge adliye mahkemesince, somut olaya uygun ve aynı yönlere işaret eden bozma kararına uyularak, asıl davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesi gerekirken, kadın eşin birleşen davaya verdiği cevap dilekçesinde erkeğe yüklenen kusurlu davranışlara dayandığı, bu iddiaların ispatlanması karşısında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu…”
Değerlendirme. Karar, “dayanılmayan vakıa” kuralının dosyanın bütününe bakılarak uygulanması gerektiğini gösterir. Karşılıklı davalarda iki eşin bütün dilekçeleri birlikte okunmalıdır; bir davada cevap olarak ileri sürülen vakıa, diğer davada iddia olarak ileri sürülmüş sayılır. Genel Kurul ayrıca erkeğin de boşanmak istemesine rağmen kadının davasına itirazını hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirmiştir.
Bölge adliye mahkemesi istinaf edilmemiş bir vakıayı “dayanılmadı” diye çıkarabilir mi?#
Hayır. Bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık dışında istinaf dilekçesinde gösterilen sebeplerle bağlıdır (HMK m. 355). Bir dosyada ilk derece mahkemesi, erkeğin kadına hitaben söylediği ağır bir sözü kusur olarak yüklemişti. Bölge adliye mahkemesi, bu vakıaya kadının dilekçeler aşamasında usulüne uygun dayanmadığını ve tanık beyanının duyuma dayalı olduğunu belirterek vakıayı erkeğin kusurlarından çıkarmış ve kadının manevi tazminat isteğini reddetmişti. Yargıtay, erkeğin istinaf dilekçesinde bu vakıaya yönelik açık bir itirazda bulunmadığını, kusur belirlemesine de itiraz etmediğini tespit etmiş; bölge adliye mahkemesinin hatalı istinaf sınırlaması yaparak vakıayı erkeğin kusurlarından çıkarmasını doğru bulmamış ve erkeğin tam kusurlu olduğu kesinleşmiş kusur belirlemesine göre kadın yararına manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğine karar vermiştir (Yargıtay 2. HD, 2025/1974 E., 2025/9079 K., 21.10.2025).
Bu karar, Hukuk Genel Kurulunun 2025 tarihli istinaf sınırına ilişkin kararlarıyla aynı çizgidedir (4. Bölüm). “Dayanılmayan vakıa” itirazı da bir usul itirazıdır; ileri sürülmezse üst mahkeme onu kendiliğinden gündeme getiremez.
Dava açıldıktan sonra yaşanan olaylar tanıkla ispat edilebilir mi?#
Kural olarak bu olaylar o davada kusur olarak yüklenemez. Boşanma davasında kusur incelemesi, davanın açılmasına sebep olan, dava tarihinden önceki olaylara yönelik yapılır. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin dava tarihinden sonra meydana gelen ve yeni bir davaya konu olabilecek bir vakıayı erkeğe kusur olarak yüklemesini doğru bulmamıştır (Yargıtay 2. HD, 2025/6062 E., 2026/1938 K., 19.02.2026). Başka bir kararda, tanık beyanlarından erkeğin “öldürürüm” diyerek tehdit ettiği olayın dava tarihinden sonra gerçekleştiğinin anlaşıldığı, bu nedenle kusur olarak yüklenemeyeceği belirtilmiştir (Yargıtay 2. HD, 2025/5069 E., 2025/11564 K., 22.12.2025). Yargıtay başka bir kararında da dava tarihinden sonra meydana gelen olayların davalıya kusur olarak yüklenemeyeceğini belirtmiştir (Yargıtay 2. HD, 2025/415 E., 2025/6984 K., 09.09.2025).
Bölge adliye mahkemelerinin Yargıtay’ca onanan kararlarında da kadının evine gelerek öldürmekle tehdit etme olayının dava açıldıktan sonra gerçekleştiği, bu nedenle erkeğe kusur olarak yüklenmemesinin doğru olduğu (Yargıtay 2. HD, 2024/741 E., 2024/8431 K., 07.11.2024); her iki dava tarihinden sonra gönderildiği anlaşılan mesajların hükme esas alınamayacağı (Yargıtay 2. HD, 2023/7367 E., 2024/4695 K., 24.06.2024) kabul edilmiştir.
Bu kuralın sonucu, tanık hazırlığında olayların tarihinin önemli olmasıdır. Tanık “geçen ay da tehdit etti” derse ve dava daha önce açılmışsa, o olay bu davanın kusur hesabına girmez. Dava sırasında yaşanan ağır olaylar (sadakatsizlik, şiddet, tehdit) ise yeni bir boşanma davasına konu edilebilir; bu dava önceki davayla birleştirilirse olaylar birleşen dava kapsamında değerlendirilir. Hangi olayın hangi davanın konusu olduğu, karşılıklı davalarda dava tarihleri karşılaştırılarak belirlenir (Yargıtay 2. HD, 2023/9649 E., 2024/6398 K., 25.09.2024).
Dilekçelerde dayanılmamış bir vakıa, tanık beyanında geçse bile kusur olarak yüklenemez; ancak olayın özü dilekçede anlatılmışsa tanığın ayrıntılandırması dikkate alınır. Karşılıklı davalarda bütün dilekçeler birlikte değerlendirilir. Dava tarihinden sonra yaşanan olaylar o davada kusur olarak yüklenemez (Yargıtay 2. HD, 2024/8323 E., 2025/4264 K., 04.02.2025; Yargıtay HGK, 2021/653 E., 2023/58 K., 08.02.2023; Yargıtay HGK, 2020/273 E., 2021/762 K., 15.06.2021; Yargıtay 2. HD, 2025/6062 E., 2026/1938 K., 19.02.2026).
Dilekçeleri yazmadan önce müvekkille birlikte bir olay çizelgesi hazırlayın: tarih, yer, olay, kim gördü. Dilekçede her olayı bu çizelgeye göre anlatın; tanık listesinde her tanığın hangi olayları göreceğini belirtin. Karşı tarafın dilekçelerinde yer almayan bir olayı onun tanığı anlatırsa, beyanlara karşı diyeceklerinizde ve istinaf dilekçenizde bu vakıaya dilekçelerde dayanılmadığını açıkça yazın.
Cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri vakıa ileri sürmenin son fırsatıdır. Bu dilekçeleri “aynen tekrar ederiz” diye geçiştirmeyin; karşı tarafın cevabında öğrendiğiniz yeni olayları ve bunların tanıklarını burada mutlaka yazın.
