Boşanmada Mal Paylaşımı: Kapsamlı Rehber
Boşanma sürecinde mal paylaşımı, eşlerin evlilik boyunca edindikleri mal varlığının adil şekilde bölüşülmesini amaçlar. Bu konu, boşanmanın maddi sonuçları açısından büyük öneme sahiptir; zira tarafların ekonomik geleceğini belirler ve taraflar arasında sıkça anlaşmazlığa yol açar. Türkiye’de mal paylaşımının hukuki dayanağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’dur. TMK’da 2002 yılından itibaren geçerli olmak üzere yasal mal rejimi ve eşlerin bu rejim çerçevesinde hakları ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Özellikle TMK m.202 ve devamında, evlilikte geçerli mal rejimleri ile boşanmada malların nasıl paylaştırılacağı belirlenmiştir. Boşanmada mal paylaşımı, tarafların yaptığı mal rejimi sözleşmesine veya yasal mal rejimi hükümlerine göre yürütülür. Bu rehberde, yasal çerçeve ve Yargıtay içtihatları ışığında Türkiye’de boşanmada mal paylaşımının tüm yönlerini sade bir dille açıklayacağız.
Hukuki Dayanaklar: Türk Medeni Kanunu’na göre, 01.01.2002 tarihinden itibaren edinilen malların paylaşımında “edinilmiş mallara katılma rejimi” esas alınır.Bu tarihten önceki evliliklerde ise farklı mal rejimi kuralları uygulanmıştır. Boşanma halinde mal paylaşımıyla ilgili temel hükümler TMK m.218-241 arasında düzenlenmiştir. Ayrıca, yargılama sırasında uygulanacak usul ve haklar konusunda Yargıtay kararları önemli bir rehber teşkil eder. Örneğin, Yargıtay kararlarına göre mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer ve tasfiye (paylaşım) bu tarihte mevcut mal varlığı üzerinden yapılır. Bu genel çerçeve içinde, mal paylaşımı davası boşanmanın mali sonuçlarından biri olup, diğer tazminat ve nafaka taleplerinden ayrı bir hukuki süreç olarak ele alınır.
Boşanmada Mal Rejimleri ve Türleri
Türk hukukunda eşler arasında uygulanabilecek dört tür mal rejimi vardır. Eşler evlenmeden önce veya evlilik sırasında noterde mal rejimi sözleşmesi yaparak bu rejimlerden birini seçebilirler. Herhangi bir seçim yapılmazsa, 2002’den sonra yapılan evliliklerde yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi kendiliğinden geçerli olur. Mal rejimi türleri şunlardır:

boşanmada mal rejimleri Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi: 01 Ocak 2002’den itibaren yasal mal rejimi olarak kabul edilen sistemdir (TMK m.202). Bu rejimde her eş, evlilik süresince edinilmiş malların değer artığı üzerinde yarı yarıya hak sahibidir. Eşlerin her biri kendi mal varlığını yönetir; boşanma veya ölüm ile rejim sona erdiğinde, edinilmiş mallar eşit olarak paylaştırılır. Detayları aşağıda ayrıca ele alınacaktır, ancak bu rejimin özünde, evlilik boyunca elde edilen gelir ve kazanımlar ortak bir havuzdaymış gibi, boşanma anında “yarı yarıya” paylaşılır.
Mal Ayrılığı Rejimi: Eşlerin tüm mal varlıklarının tamamen ayrıştırıldığı rejimdir. Her eşin kendi adına edindiği mal kendisine ait kalır, diğer eşin bu mal üzerinde bir hakkı oluşmaz. Boşanma durumunda kural olarak herkes kendi üzerine kayıtlı malı alır; bir eş diğerine ait mal varlığı üzerinde pay talep edemez. Bu rejim, 2002 öncesi dönemde yasal rejim idi. Günümüzde de eşler anlaşarak mal ayrılığı rejimini seçebilirler. Mal ayrılığı halinde boşanmada mal paylaşımı davası açmaya gerek kalmaz; ancak bir eşin diğerine katkısı varsa, katkı payı alacağı gibi talepler ayrı bir dava konusu olabilir.
Paylaşmalı Mal Ayrılığı Rejimi: Bu rejim, mal ayrılığı ile edinilmiş mallara katılma rejimi arasında ara bir modeldir. Eşler kural olarak mal ayrılığına benzer şekilde kendi mal varlıklarını korur; ancak aileye özgülenen mallar ortak kabul edilir. Evlilik boyunca ailenin ortak kullanımına tahsis edilen veya ailenin ekonomik geleceği için yatırım amaçlı alınan malvarlıkları, kimin adına olursa olsun, boşanma anında eşit şekilde paylaşılır. Bunun dışındaki malvarlığı değerleri ise ayrıdır. Örneğin aile konutu veya aile arabası bu rejimde ortak kabul edilip yarı yarıya bölünürken, eşlerden birinin tamamen kişisel yatırım amacıyla aldığı bir mal ayrı tutulabilir. Paylaşmalı mal ayrılığı rejimi ancak noterde yapılan bir mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilebilir; yasal olarak aksi kararlaştırılmadıkça, miras ve manevi tazminat gibi karşılıksız kazanımlar bu rejimde de paylaşım dışı bırakılır.
Mal Ortaklığı Rejimi: Bu rejimde eşler, belirli mal kalemlerinde ortak mülkiyete sahip olurlar. Mal ortaklığı genel olarak ikiye ayrılır: ortak mal varlığı ve kişisel mal varlığı. Eşlerin kararlaştırdığı veya kanunen belirlenen bazı mal grupları ortak mal varlığını oluşturur ve bunlar üzerinde eşlerin müşterek hakkı vardır. Boşanmada ortak mal varlığı yarı yarıya bölüştürülür. Kişisel mal varlığına giren eşyalar ise paylaşım dışında kalır. Mal ortaklığı rejimi de seçimlik bir rejimdir ve noterde yapılan sözleşme ile kurulabilir. Uygulamada nadir görülen bu rejim, özellikle tüm mal varlığını ortaklaştırmak isteyen eşlerin tercihidir. Bu rejimde dahi, TMK m.220’de sayılan kişisel mallar (örneğin miras kalan bir mülk) ortaklığa dahil olmaz.
Yasal Mal Rejimi ve Seçimlik Rejimler: Yukarıdaki dört rejimden edinilmiş mallara katılma, kanunen aksi seçilmedikçe geçerli olan yasal mal rejimidir. Eşler evlilik sırasında isterlerse noterde sözleşme yaparak diğer üç rejimden birine geçebilirler. Ancak bu sözleşme, geçmiş kazanımlara (geriye dönük) etkili olacak şekilde yapılamaz; sadece yapıldığı andan sonraki dönem için geçerli olur. Yargıtay da eşlerin evlilik içinde geçmişe dönük mal rejimi değişikliği yapamayacağını kabul etmiştir. Örneğin evlilik başında bir anlaşma yapılmamış ve yıllarca edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanmışsa, sonradan eski dönem için mal ayrılığına dönüldüğü ileri sürülemez. Aksi halde tarafların önceki kazanılmış hakları zedelenir. Dolayısıyla, mal rejimi seçimi konusunda karar vermek isteyen eşlerin bu işlemi evlenmeden önce veya en geç evlilik içinde geleceğe yönelik olarak yapmaları gerekir.
Evlilik Süresince Edinilen Malların Paylaşımı
Hangi mallar paylaşıma girer? Boşanmada paylaşılacak malların kapsamını anlamak için önce edinilmiş mal ve kişisel mal ayrımını bilmek gerekir. Edinilmiş mallar, eşlerin evlilik süresi içinde emek veya bedel karşılığı kazandıkları tüm malvarlığı değerlerini ifade eder (TMK m.219)
Kişisel mallar ise kanunen paylaşıma dahil olmayan, eşlerin sadece kendisine ait sayılan malvarlığı değerleridir (TMK m.220) Boşanmada, kural olarak yalnız edinilmiş mallar paylaşılır; kişisel mallar bu hesaplamanın dışında tutulur.
Edinilmiş mallara neler dahildir? Türk Medeni Kanunu m.219’a göre bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır:
Çalışma karşılığı elde edilen gelirler: Maaş, ücret, prim, ikramiye, mesai ücreti, yevmiye gibi kazançlar ile serbest meslek kazançları bu kapsamdadır. Eşlerin çalışarak elde ettiği tüm gelirler edinilmiş mal sayılır. Örneğin evlilik süresince bir eşin biriktirdiği maaş mevduatı veya bu maaşla alınan menkul/gayrimenkul edinilmiş mal kabul edilir.
Sosyal güvenlik veya yardım kurumu ödemeleri: Emeklilik maaşı, emekli ikramiyesi, sosyal güvenlik kurumlarının toplu ödemeleri, işsizlik ödeneği, kıdem tazminatı gibi ödemeler de edinilmiş mal sayılır.Yani çalışmanın sonucu olan veya çalışma gücüne bağlı olarak alınan tazminatlar da paylaşıma dahil olabilir (bu konudaki detaylar aşağıda Emeklilik ve Tazminatlar bölümünde ele alınacaktır).
Çalışma gücü kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar: Bir iş kazası veya trafik kazası gibi durumlarda çalışma gücünün kaybı nedeniyle alınan maddi tazminatlar edinilmiş mal kabul edilir (örneğin maluliyet nedeniyle sigortadan alınan para). Bu tür tazminatlar, kaybedilen gelir imkanının karşılığı olduğundan, edinilmiş mal grubuna girer.
Kişisel malların gelirleri: Eşlerden birinin kişisel malı olan bir varlığın evlilik süresince getirdiği gelir de (aksi kararlaştırılmadıkça) edinilmiş mal sayılır. Örneğin eşlerden birine miras kalan evin kira geliri, o ev kişisel mal olsa bile, elde edilen kira bedeli edinilmiş mal olarak değerlendirilir. Yine bir eşin evlilikten önce sahip olduğu banka mevduatının faiz getirisi de edinilmiş mal kapsamında ortak paylaşıma tabi olur. Taraflar isterse, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin de kişisel sayılacağını kararlaştırabilir (TMK m.221)
Edinilmiş malların yerine geçen değerler: Evlilik süresince edinilmiş bir mal satılır veya elden çıkarılırsa, onun yerine geçen değer de edinilmiş mal sayılır. Örneğin evlilik içinde alınmış bir aracın satılıp parasının bankada tutulması halinde, bankadaki bu para da edinilmiş mal statüsündedir. Aynı şekilde edinilmiş mal grubuna giren bir varlık elden çıkıp yerine başka bir varlık alınırsa (trampa yapılırsa), yenisi de edinilmiş mal olur.
Kişisel mallar nelerdir? Türk Medeni Kanunu m.220’ye göre aşağıda sayılanlar kişisel mal kabul edilir ve paylaşım dışı kalır:
Eşlerin sadece kişisel kullanımına yarayan eşyalar: Kişisel giysiler, takılar (özellikle kadına özgü takılar ve ziynet eşyaları), mesleki aletler, kişisel bakım eşyaları gibi günlük kullanım eşyaları kişisel maldır. Bunlar evlilik birliği içinde edinilmiş olsa bile, karşılıklı hediye niteliğinde sayılır ve diğer eşin hak iddia etmesi beklenmez. Özellikle düğün takıları konusunda Yargıtay’ın yerleşik içtihadı, kim tarafından takılırsa takılsın kadına takılan ziynet eşyalarının kadına bağışlanmış sayıldığı ve kadının kişisel malı olduğu yönündedir. Dolayısıyla düğünde takılan altın, bilezik gibi ziynetler kadının kişisel malı kabul edilir; erkeğe takılan saat, yüzük gibi takılar da erkeğin kişisel malıdır. Not: Yargıtay’ın 2024 yılında verdiği yeni kararında erkeğe takılan altınlar erkeğin kişisel malı kabul edilmiştir.
Mal rejiminin başlangıcında bir eşe ait olan malvarlığı değerleri: Eşlerin evliliğe getirdiği, evlenmeden önce kendilerine ait olan tüm mal varlığı değerleri kişisel mal sayılır. Örneğin evlenmeden önce bir ev sahibi olan eş, boşanmada o evin değerini diğer eşle paylaşmak zorunda değildir; ev, mal rejiminin başında kendisine ait olduğundan kişisel mal statüsündedir. Aynı şekilde evlilik başlamadan mevcut olan banka hesapları, arabalar vs. kişisel mal olarak kalır.
Miras yoluyla veya karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen malvarlığı değerleri: Evlilik süresince eşlerden birine miras kalması veya bağış yoluyla mal geçmesi durumunda, bunlar kişisel maldır. Örneğin eşe anne-babasından kalan bir arsa ya da hediye edilen bir para, edinilmiş mal grubuna dahil edilmez. Karşılıksız kazanma, hediye, bağış, vasiyet gibi yollarla elde edilen bütün değerleri kapsar. Burada önemli bir nokta: Eğer bağışlayan kişi açıkça “her iki eşe olsun” dememişse, hediye kime yapıldıysa onun kişisel malı sayılır. (Örneğin düğünde aile büyüklerinin çifte ev hediye etmesi durumunda, hediye edenin iradesine göre her iki eşin ortak payı da söz konusu olabilir; aksi takdirde hediye, tapuda kimin adına yapılmışsa ona ait kişisel mal kabul edilir.)
Manevi tazminat alacakları: Bir eşin manevi zararına karşılık elde ettiği tazminat (örneğin kişilik haklarına saldırı nedeniyle kazanılan manevi tazminat) kişisel maldır. Manevi tazminat, kişinin şahsına sıkı sıkıya bağlı bir hakkın karşılığı olduğundan, diğer eş bu paradan pay talep edemez. (Maddi tazminatlar ise yukarıda belirtildiği gibi kaybedilen maddi değerleri karşıladığı ölçüde edinilmiş mal olabilir.)
Kişisel mallar yerine geçen değerler: Bir kişisel malvarlığı değeri satılır veya başka bir değere dönüşürse, yerine geçen değer de kişisel mal niteliğini korur. Örneğin eşlerden biri evlenmeden önce sahip olduğu bir arsayı evlilik sırasında satıp parasını farklı bir yatırım aracına koyarsa, bu yeni değer de kişisel maldır. Yine miras kalan bir ev satılıp parası hisse senedine yatırılırsa, hisseler de kişisel mal kabul edilir (ikame değeri). Bu kural, kişisel malın özünü korumayı amaçlar.
Kişisel ve edinilmiş mal ayrımının önemi: Boşanma halinde mal paylaşımı yapılırken, her eşin mal varlığı öncelikle bu ayrım yapılarak tasnif edilir. Hangi malın kime ait olduğu, kişisel mal olup olmadığı konusunda ispat yükü, iddia edene aittir. TMK m.222’ye göre bir malın kimin kişisel malı olduğunu iddia eden bunu ispat etmek zorundadır. Aksi ispatlanamazsa, eşlerin bütün malvarlığı edinilmiş mal kabul edilir. Yani şüpheli durumda kanun edinilmiş mal lehine yorum yapar, böylece paylaşım kapsamı genişler. Örneğin bir banka hesabının evlilik öncesine mi sonrasına mı ait olduğu anlaşılamıyorsa, aksi kanıtlanmadıkça evlilikte edinilmiş sayılır. Ayrıca, hangi eşe ait olduğu ispat edilemeyen mal ise eşlerin paylı mülkiyetinde kabul edilir (TMK m.222) Bu durum özellikle ev içinde kullanılan ziynet eşyası, para, değerli eşya gibi kaynağı belirsiz mallar için önem taşır.
Miras, bağış ve kişisel mal sayılan diğer varlıklar: Eşlerden birine kalan miras, yapılan bağışlar ve yukarıda sayılan tüm kişisel mallar boşanmada diğer eşle paylaşılmaz. Ancak, dikkat edilmesi gereken bir husus: Kişisel mal sayılan bu değerlerin getirileri edinilmiş mal olabilir. Örneğin, eşlerden biri evlilik içinde miras kalan parayla bir ev alırsa –evin bedeli miras olduğu için kişisel mal gibi görünse de– uygulamada bu durum tartışmalıdır. Genellikle bu tür durumlarda ikame kuralı gereği ev yine kişisel mal sayılır (miras parasıyla alındığı için). Fakat miras parası yetmeyip üzerine edinilmiş para da konulduysa, karma bir durum oluşur. Bu durumda diğer eş, katkısı oranında hak talep edebilir (aşağıda değer artış payı konusunda açıklanacaktır). Yine, kişisel mala ait borçların ortak maldan ödenmesi halinde denkleştirme yapılabilir. Özetle, miras veya bağış gibi değerler kimin adına geldi ise ona ait kalır; diğer eş bu varlığın aynen paylaşımını isteyemez. Fakat bu değerlerin evlilik birliği içinde kullanılması, satılması veya diğer eşin katkısıyla değerlendirilmesi söz konusuysa, o zaman paylaşım davasında gerekli denkleştirme ve alacak talepleri gündeme gelebilir.

Boşanmada Borçlar ve Mal Paylaşımı
Boşanma sırasında sadece varlıklar değil, evlilik sürecinde edinilen borçlar da göz önünde bulundurulur. Mal paylaşımında asıl olan, her bir eşin net kazancını hesaplayıp bunu yarı yarıya dengelemektir. Bu nedenle, edinilmiş mallara dair hesaplama yapılırken her eşin edinilmiş mallarından o mallara ilişkin borçlar çıkarılır. TMK, paylaşımda “artık değer” kavramını kullanır: Artık değer, eşin edinilmiş mallar toplamından bu mallarla ilgili borçlar çıkarıldıktan sonra kalan tutardır (TMK m.231). Her eşin artık değerinin yarısı diğer eşin katılma alacağıdır (TMK m.236). Basitçe ifade etmek gerekirse, eşlerden her birinin edinilmiş mal varlığından evlilik boyunca o mal varlığı için yaptığı borç ödemeleri veya kalan borçlar düşülür; bulunan net değerlerin yarısı diğer eşe alacak olarak tanınır.
Eşlerin borçları nasıl paylaştırılır? Mal paylaşımı davasında, eşlerin üçüncü kişilere olan borçlarını fiilen bölüştürmek söz konusu olmaz; ancak bu borçlar, malların net değerinin hesaplanmasında dikkate alınır. Örneğin eşlerden biri evlilik süresince bir ev kredisi ödemişse, o evin değeri hesaplanırken ödenmiş kredi tutarları edinilmiş maldan düşülmez (çünkü ödenen taksitler zaten edinilmiş gelirlerle karşılanmıştır), ancak boşanma anında kalan kredi borcu varsa bu, o malın değerinden indirilir. Böylece o mal için net artık değer belirlenir. Kalan borç, malın değerinden çıkarıldığı için, aslında borcu üstlenen eş dolaylı olarak daha az paylaşım yapmış olur. Diğer eş de borcun yükünü paylaşmamış, sadece netten hak talep etmiş olur.
Evlilik süresince alınan krediler ve borçlar: Eşlerin birlikte ya da ayrı ayrı aldıkları krediler farklı şekillerde değerlendirilir:
Konut kredisi, taşıt kredisi gibi belirli bir mal için alınan borçlar: Bu tip borçlarda, borçla alınan mal edinilmiş mal ise, malın değerinden kalan kredi borcu düşülüp net değer üzerinden paylaşım yapılır. Örneğin evlilik içinde alınan bir ev için 200.000 TL kredi çekilmiş ve boşanmaya kadar 50.000 TL’si ödenmiş, 150.000 TL borç kalmış olsun. Boşanma sırasında evin piyasa değeri 300.000 TL ise, artık değer hesabında bu evin değeri 300.000 – 150.000 = 150.000 TL kabul edilir. Bu 150.000 TL’nin yarısı, diğer eşin o evle ilgili alacak hakkıdır (katılma alacağı). Kredi borcunu üstlenen eş, borcunu ödemeye devam edecektir ama eşine de net değerden pay vermiş olacaktır. Eğer ev kredisi her iki eşin ortak gelirleriyle ödendiyse ve her ikisi de kefil/borçlu ise, genellikle uygulamada yine benzer hesap yapılır; ancak iki eş de borçlu olduğundan, mal paylaşımı sonrasında da kredi borcunun ödenmesi her iki eşin hukuki sorumluluğu olarak kalabilir (boşanma bu üçüncü kişilere karşı sorumluluğu ortadan kaldırmaz).
Tüketici kredileri, ihtiyaç kredileri, kredi kartı borçları gibi genel borçlar: Bu tip borçlarda, borcun hangi amaçla kullanıldığı önem kazanabilir ancak kural olarak her eş kendi borcundan şahsen sorumludur. Mal paylaşımı hesabında, bu borçların karşılığı somut bir edinilmiş mal yoksa, genelde dikkate alınmazlar. Örneğin bir eşin yüklü miktarda kredi kartı borcu varsa ve bu borç karşılığında edinilmiş bir mal yoksa, diğer eş bu borcu paylaşmaz. Ancak dolaylı etkisi şudur: borçlu eş, elindeki edinilmiş mal varlığını zaten borç ödemelerinde tüketmiş olabilir, bu nedenle paylaşılacak fazla bir şey kalmaz. Eğer boşanma anında halen devam eden bir borç varsa ve bu borç o eşin edinilmiş malından fazla ise, diğer eşe herhangi bir alacak çıkmayabilir. Yani borçlu eşin artık değeri sıfır veya negatif ise, diğer eş bu borcu paylaşmasa da, alacak hakkı da doğmaz.
Eşlerin birlikte altına girdiği borçlar: Taraflar birlikte bir borcun altına girmiş (örneğin birlikte kefil olup kredi çekmiş) olabilirler. Bu durumda her birinin üçüncü kişiye karşı borçluluğu söz konusu olsa da, mal paylaşımı davasında hakimin yapacağı hesap değişmez: mal kimin adına edinildiyse onda sayılır, borçlar da o mala ilişkindir. Eşler boşanırken kendi aralarında borçları nasıl ödeyeceklerine dair bir anlaşma yapabilirler. Aksi takdirde, kredi veren banka gibi alacaklılar her iki eşe de (müteselsil borçluluk varsa) başvurabilir. Boşanma protokolünde, özellikle ortak kredili ev gibi durumlarda, evin kimin üzerinde kalacağı ve kredinin kimin ödeyeceği açıkça belirtilmelidir.
Borçların edinilmiş mal hesabına etkisi: Mal paylaşımı davasında esasen her eşin alacak hakkı, diğer eşin artık değeri üzerinden hesaplandığı için, borçlar bu artık değeri azaltan unsurlardır. Bir eşin edinilmiş malı yok denecek kadar az veya borçları nedeniyle artık değeri negatif ise, diğer eş bu eşten alacak talep edemez. Ayrıca bir eş, kendi edindiği mallara ilişkin borçları daha fazla ödemiş olduğunu, bu nedenle diğer eşin payının düşük olması gerektiğini ileri süremez – çünkü zaten hesap net değer üstünden yapıldığından, bu husus otomatik olarak dikkate alınmıştır. Ancak burada kötüye kullanma olmaması önemlidir. Örneğin bir eş boşanmaya yakın, edinilmiş mal varlığını azaltmak için gereksiz borçlar yaparsa (yahut mal varlığını elden çıkarıp borca çevirirse), diğer eşin haklarını azaltmak kastıyla olduğu için, hakim bu durumu denklem yoluyla düzeltebilir. (TMK m.230 ve 229 bu konuda düzenlemeler içerir, aşağıda mal kaçırma konusunda değinilecek.)
Eşlerin kişisel borçları: Eşlerden birinin tamamen kendi kişisel ihtiyacından doğan veya evlilik birliğiyle ilgisi olmayan borçları da olabilir. Örneğin bir eşin evlilikten önce aldığı bir borç, ya da evlilik sırasında tek başına üstlendiği bir kefalet borcu gibi. Bu tür borçlar da kural olarak o eşin kendi mal varlığı ile sınırlı kalır ve diğer eşi ilgilendirmez. Boşanmada bu borçlar paylaşılmaz. Ancak bu borçlar o eşin edinilmiş mallarını azaltmışsa, sonuçta yine diğer eşe yansıyabilir (diğer eşe düşecek pay azalır çünkü borçlu eşin artık değeri azalır). Örneğin koca, evlilik sırasında bir arkadaşına kefil olup 100.000 TL ödemek zorunda kaldıysa ve bunu maaşından ödediyse, 100.000 TL artık ortada mal olarak yoktur; dolayısıyla kadının paylaşabileceği toplam daha az olacaktır.
Özetle borçların paylaşımı: Boşanmada mal paylaşımı davası, eşlerin birbirine karşı alacak hakkını belirler; bu alacak da her birinin edinilmiş mallarından borçlar düşüldükten sonra kalan kısmın yarısıdır. Bu nedenle, aslında borç “paylaşımı” teknik olarak alacak hesabına yansımak suretiyle olur. Eşlerin üçüncü kişilere borç ödeme yükümlülüğü ise aynen devam eder. Boşanma kararı, eşlerin borçlarını ortadan kaldırmaz; sadece eşlerin birbirleriyle malvarlığı ilişkisini düzenler.
Bir örnekle açıklarsak: Eşlerin evlilik süresinde aldığı mallar ve borçlar şöyle olsun: Kocanın 200.000 TL değerinde bir evi (kalan kredi borcu 50.000 TL), 50.000 TL değerinde arabası (kredi borcu yok) ve 20.000 TL kredi kartı borcu var. Karının ise 100.000 TL birikmiş parası ve 30.000 TL değerinde ziynet eşyası var, borcu yok. Kişisel mal olmadığını varsayalım (hepsi evlilikte edinilmiş). Kocanın edinilmiş mal toplamı 250.000 TL, buna karşın bu mallara ilişkin borçları 50.000 TL (ev kredisi) – kredi kartı borcu özel harcama diyelim ki edinilmiş mal sayılabilecek bir şeyle sonuçlanmamış, ancak neticede para çıkışı – biz bunu da borç olarak dikkate alalım. Toplam borç 70.000 TL, net edinilmiş mal değeri 180.000 TL olur. Karının edinilmiş malı 130.000 TL, borcu olmadığı için net değeri 130.000 TL’dir. Artık değerler: koca için 180.000, karı için 130.000. Tarafların birbirinden alacak hakkı bu değerlerin yarısı kadardır: Kadın kocadan 90.000 TL, erkek kadından 65.000 TL alacaklı gibi görünür. Mahsup edildiğinde koca, kadına (90.000 – 65.000 =) 25.000 TL ödemelidir. Bu şekilde borçlar dolaylı olarak “herkesin borcu kendinde kalmak” suretiyle paylaşılmış olur. Kadın kocanın kredi kartı borcunu üstlenmez ama zaten kocanın borcu, kocanın paylaşacağı malı azaltarak sonucunu göstermiştir.
Boşanmada Ev ve Taşınmazların Paylaşımı
Boşanma sürecinde en çok tartışma konusu olan konulardan biri de aile konutu (ev) ve diğer taşınmaz malların akıbetidir. Eşlerin birlikte yaşadığı ev, hem maddi değeri hem de manevi önemi nedeniyle özel bir yere sahiptir. Bu nedenle Türk hukukunda “aile konutu” kavramı geliştirilmiş ve TMK m.194’te koruma altına alınmıştır. Boşanmada ev ve taşınmazların paylaşımı birkaç başlık altında incelenebilir:
Aile konutu ve ortak konut kime verilir? Boşanma davası süresince hakim, tedbiren aile konutunun kullanımını eşlerden birine tahsis edebilir. Özellikle çocukların velayeti kendisine verilen eşin, düzenli bir yaşam sürdürebilmesi için ortak konutta kalmasına karar verilebilir. Bu karar, boşanma davası devam ederken alınan geçici bir önlemdir ve kesin mülkiyet hakkını etkilemez. Boşanma hükmü kesinleştikten sonra, evin mülkiyeti kime aitse prensip olarak o kişide kalır. Ancak diğer eşin barınma ihtiyacı varsa, uygulamada tazminat veya nafaka çözümleriyle bu durum dengelenir (örneğin yoksulluk nafakası kararlaştırılırken, konutu terk eden eşin yeni konut ihtiyacı dikkate alınabilir).
Eğer ev eşlerin ortak malı (örneğin tapuda %50 – %50 kayıtlı) ise, boşanma sonrasında paylaşım için birkaç seçenek vardır: Taraflar anlaşarak evi satıp bedelini paylaşabilirler veya eşlerden biri diğerine payına düşen değeri ödeyerek evin tamamının mülkiyetini üzerine alabilir. Uyuşmazlık halinde, mal paylaşımı davasında hakim genellikle denklem yoluyla çözüm üretir: Örneğin evin bir eşe özgülenip diğerine parasal karşılık verilmesine karar verilebilir. Eğer bu konuda anlaşmazlık devam ederse, ortak mülkiyetin giderilmesi (izale-i şuyu) davası açılarak taşınmazın satışı istenebilir. Yargıtay uygulamasında, aile konutu olan evin çocukların velayetine sahip eşte kalması yönünde bir eğilim yoktur; çünkü mal rejimi tasfiyesi ayrı bir konudur. Ancak velayet sahibi eş ve çocukların barınması için gerekirse hakim, ev üzerinde oturma hakkı tanınmasına dair tazminat veya irat biçiminde bir çözüm getirebilir.
Evin kira veya tapu kayıtları nasıl etkiler? Eşlerin yaşadığı ev kira ise, boşanma sonrasında kira sözleşmesinin durumu gündeme gelir. Türk Borçlar Kanunu’nda bu konuda özel bir düzenleme olmamakla birlikte, Yargıtay içtihatları ve uygulama şu şekildedir: Kira kontratında yer alan eş (kiracı) boşanma sonrası konutta kalmaya devam etmek isterse, kira sözleşmesi aynı koşullarla devam eder. Diğer eş evi terk etmiş olur ve kira ilişkisiyle bağı kopar. Eğer kiracı olan eş evi boşaltıp, konutta kalan diğer eş barınmaya devam etmek isterse, bu durumda kanunda doğrudan çözüm yoktur. Uygulamada, konutta kalmak isteyen eş ev sahibine durumu bildirip yeni bir kira sözleşmesi yapma yoluna gider. Karşılıklı uzlaşma ile kira kontratı kalan eş üzerine devredilebilir. Kiraya verenin onayı olmadan, kiracı değişikliği yapılamaz. Ancak TBK m.349 uyarınca, aile konutu olarak kullanılan kiralık evde, kiracı eşin tek taraflı fesih hakkı sınırlandırılmıştır: Kiracı eş, diğer eşin açık rızası olmadıkça kira sözleşmesini feshedemez. Bu hüküm, boşanma sürecinde evi korumak için getirilmiştir. Yani, kiracı olan eş, diğer eşin haberi olmadan evi tahliye etmeyi ve sözleşmeyi sonlandırmayı tek başına yapamaz. Boşanmadan sonra ise, boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte bu kuralın koruma alanı ortadan kalkacağından, rızaya ilişkin zorunluluk da fiilen sona ermiş sayılabilir.
Tapuda ev bir eşin adına kayıtlı ise, mal rejimi türüne göre işlem yapılır. Edinilmiş mallara katılma rejiminde, ev evlilik sırasında alınmışsa her ne kadar tapuda tek eşin adına olsa da diğer eşin değerin yarısı üzerinde hakkı vardır. Bu hak, ayni bir hak değil, alacak hakkı şeklindedir. Yani tapu tek kişinin üzerinde kalmaya devam eder; fakat diğer eş, evin artık değerinin yarısını talep edebilir. Mahkeme, hakkaniyete uygun düşen durumlarda istisnai olarak evin tapusunun devrine karar verebilir; genelde bu, katkı payı davalarında görülür. Örneğin ev tamamen bir eşin kazancıyla alındığı halde diğer eşin adına kayıt edilmişse veya tam tersi durumda, mahkeme tapu iptali ve tescil yoluna gidebilir. Ancak bu, mal rejimi tasfiyesinde sık başvurulan bir çözüm değildir; daha çok muvazaalı devirler veya çok açık katkı durumlarında gündeme gelir. Yargıtay, edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde kural olarak para alacağı ödenmesi gerektiğini, tapu devrinin istisnai olduğunu vurgulamaktadır.
Aile konutu şerhi ve eş rızası: Eşlerden biri adına kayıtlı olan ev, aile konutu niteliğindeyse, diğer eş tapuya aile konutu şerhi koydurmuş olabilir. Bu şerh, evlilik sürerken malik olmayan eşin izni olmadan evin satılmasını veya ipotek edilmesini engeller (TMK m.194). Boşanma davası sırasında da bir eş, tapuya aile konutu şerhi koyulmasını talep edebilir. Bu şerh, evin statüsünü gösterir ve üçüncü kişilere karşı uyarıcı bir işleve sahiptir. Boşanma kesinleştiğinde, ev aile konutu niteliğini kaybeder; dolayısıyla şerhin de hükmü kalmaz. Eğer malik olmayan eş, koruma amaçlı koydurduğu şerhi kaldırmazsa, diğer eş dava yoluyla kaldırtabilir. Özetle, boşanmadan sonra aile konutu şerhi evin paylaşımını doğrudan etkilemez, sadece evlilik süresince evi korumuş olur.
Taşınmaz malların paylaşımı: Eşlerin başka taşınmazları (arsa, tarla, yazlık, işyeri vb.) varsa, bunların akıbeti de mal rejimine göre belirlenir. Kimin adına kayıtlıysa onun malvarlığına dahil edilir; eğer edinilmiş mal ise diğer eşe değerinin yarısı oranında alacak hakkı doğar. Taşınmazın tarımsal niteliği varsa (örneğin bir tarla veya çiftlik), TMK m.238-240 hükümleri gereği, bölünmesinde özel durumlar dikkate alınabilir. Özellikle aileye geçim sağlayan bir tarımsal işletme söz konusuysa, hakim, işletmenin bütünlüğünü korumak amacıyla onu tek tarafa bırakıp diğerine denkleştirici ödeme yaptırabilir. Yine Yargıtay kararlarında, aile işletmelerinin bölünmesinde hakkaniyet prensiplerine dikkat çekilmiştir. Pratikte, bir tarlayı ikiye bölüp eşlere vermek her zaman mümkün olmayabilir; bu durumda genelde satış veya parayla denkleştirme yöntemine gidilir.
Kira gelirleri ve tapu kayıtları: Kiraya verilmiş bir taşınmazın kira geliri evlilik süresince elde edilmişse edinilmiş mal sayılır ve boşanmada bu gelirin birikmiş kısmı (varsa) paylaşılır. Tapu kayıtlarında taşınmaz kimin adına olursa olsun, mal rejimi gereği diğer eşin alacağı etkilenir. Örneğin evlilik süresince koca, kendi adına bir arsa aldıysa, bu arsa edinilmiş maldır ve boşanmada kadına yarı değer alacağı doğar. Tam tersi durumda da aynı kural geçerlidir. Sıklıkla karşılaşılan bir durum, eşin birikimleriyle ancak genelde erkeğin ailesinin desteğiyle bir ev alınır ve tapu erkeğin üstüne yapılır; boşanmada kadın evin yarı değerini talep ettiğinde, erkek “bu evi ailem aldı, benim kişisel malım” diyebilir. Bu iddia ispat gerektirir. Tapu erkeğin adına ve evlilik içinde alınmışsa, aksi kanıtlanmadıkça o ev edinilmiş maldır. Erkek, evin bedelinin ailesi tarafından bağışlandığını ispat edebilirse (banka transferi, sözleşme vs ile), o durumda evin o kısım değeri bağış olarak sayılıp kişisel mal kabul edilebilir. Aksi halde, tüm değeri üzerinden kadın alacak hakkına sahiptir.
Sonuç olarak, ev ve taşınmazlar konusunda şunları toparlayabiliriz: Evin fiilen kimin kullanacağı konusu (çocuklar ve barınma meselesi) boşanma davası sırasında ve sonrasında tedbir/nafaka ile çözülürken, evin mülkiyetinin kime ait olacağı ve değerinin nasıl paylaşılacağı mal rejiminin tasfiyesinde çözümlenir. Ortak konutun kime verileceği, genellikle tarafların anlaşmasına veya mahkemenin denkleştirme kararına bağlıdır. Mahkeme, mal paylaşımı davasında gerekirse uzman bilirkişi incelemesiyle evin değerini tespit eder ve paylaştırmayı parasal olarak yapar. Taşınmazın satışına hükmetmek yerine, bir tarafa alacak hakkı tanınarak diğer tarafa bırakılması yaygın bir uygulamadır. Bu, tarafların o malı korumasına da imkan tanır (örneğin malı alan eş, diğerine ödemeyi taksitle yapabilir veya mal üzerinde ipotek tesis edilebilir).
Boşanmada İşletme, Şirket ve Ticari Malların Paylaşımı
Eşlerin evlilik süresince kurdukları veya sahip oldukları işletme, şirket ve ticari malvarlıkları, mal paylaşımı kapsamında önemli bir yer tutar. Özellikle taraflardan birinin ticaretle uğraşması, şirket ortağı olması veya kendi işini işletmesi durumlarında, boşanmada bu varlıkların nasıl değerleneceği merak konusudur.
Ortak işyerleri ve şirket hisseleri nasıl bölüşülür? Eğer eşler birlikte bir ticari işletme kurmuşlarsa (örneğin adi ortaklık şeklinde bir işletmeyi birlikte yürütüyorlarsa) zaten her biri oradaki payına sahiptir. Boşanma bu ortaklığın kendiliğinden sona ermesine yol açmaz; ancak taraflar genellikle boşandıktan sonra iş ortaklığını sürdürmek istemeyebilir. Bu durumda ya ortaklık feshedilip tasfiye edilir, ya da içlerinden biri işletmeyi devralır, diğerine hissesi oranında bedel öder. Hukuken bu, mal paylaşımı davasından ziyade şirket/ortaklık hukukunu ilgilendirir. Fakat evlilik birliği içinde kurulan işletmelerde genellikle sermaye ve emek katkıları iç içe geçtiğinden, boşanma sırasında bu konular da masaya yatırılır.
Daha yaygın senaryo, eşlerden birinin tek başına sahibi olduğu bir işletme veya şirkettir. Örneğin kocanın bir limited şirketi olsun, kadın ise ortak değil. Bu durumda şirket hisseleri kocanın kişisel malvarlığının parçasıdır. Hisseler evlilik süresince edinilmiş ise (örneğin şirket evlendikten sonra kurulmuş ya da hisseler evlilikte satın alınmışsa) bu hisselerin değeri edinilmiş mal sayılır. Boşanmada kadın, şirket hisselerinin yarı değerine karşılık gelecek bir alacak talep edebilir. Bu, kadının şirkete ortak olacağı anlamına gelmez; mahkeme doğrudan hisse devrine karar vermez. Bunun yerine, şirket değeri hesaplanır ve kadının alacak hakkı para olarak belirlenir. Koca bu parayı ödeyerek hisselerini korur. Eğer ödeme yapmazsa, icra yoluyla bu alacağın tahsili gerekebilir; bu durumda hisselerine haciz konulup paraya çevrilmesi gündeme gelebilir. Fakat uygulamada, genelde ticari işletmeyi elinde tutan eş, diğerine alacak miktarını ödemek suretiyle işletmeyi devam ettirir.
İşletme değeri ve kazançlarının paylaştırılması: Eşlerden birine ait bir ticari işletmenin (örneğin bir dükkanın, bir atölyenin veya serbest meslek faaliyetinin) değeri nasıl paylaşılır? Burada iki ayrı unsur var: Birincisi, işletmenin maddi varlıkları (demirbaşlar, stoklar, araçlar, varsa taşınmazlar vs.) edinilmiş mal sayılır ve bunlar normal mal gibi değerlendirilmeye tabi olur. İkincisi, işletmenin piyasa değeri, marka değeri, müşteri potansiyeli gibi maddi olmayan değerleri de olabilir (işletme değeri veya “goodwill” denilen unsur). Mal paylaşımında kural olarak maddi olmayan işletme değeri dikkate alınmaz, sadece fiili malvarlığına bakılır. Ancak Yargıtay, özellikle büyük işletmelerde, işletmenin ekonomik bütünlüğünün bozulmaması için mahkemenin takdir yetkisini kullanabileceğini belirtir. Genellikle küçük ölçekli şahıs işletmelerinde bu detaylara girilmez; işletmenin bünyesindeki malvarlığı değerleri (örneğin işyerindeki ekipmanlar, araçlar) tek tek edinilmiş mal olarak hesaplanır.
Şirket söz konusu olduğunda ise, şirketin malvarlığı şirket tüzel kişiliğine ait olduğundan, eşin mülkiyetinde olan şey hissenin kendisidir. Hissenin değeri de şirketin piyasa değerine bağlıdır. Bu değer, boşanma sırasında gerekirse bilirkişi tarafından tespit edilir. Örneğin koca %50 ortak olduğu bir şirketi evlilik sırasında kurduysa, boşanma anında şirketin değeri 1 milyon TL ise kocanın hissesi 500 bin TL değerinde kabul edilecektir; bunun yarısı olan 250 bin TL de kadının alacak hakkı olabilir (tabii borçlar vs düşüldükten sonra net değer üzerinden). Koca 250 bin TL’yi ödeyerek kendi hissesini korur. Eğer ödeyemezse, kadın bu alacağı icra yoluyla tahsil edebilir, belki hissenin satışı gündeme gelebilir.
İşletme kazançları: Eşin işletmesinden elde ettiği kazançlar (kar payı, ortaklık geliri) evlilik içinde edinilmiş mal sayılır. Eğer bu kazançlar işletmede bırakıldıysa ve sermayeye eklendiyse, bu da sonuçta işletmenin değerini artırmış olacağından yine diğer eşe pay hakkı doğurur. Örneğin koca, sahibi olduğu şirketten her yıl kar payı almamış, şirketi büyütmek için kazancı şirkette bırakmış olsun. Bu durumda kadın, “sen kar payını bana vermedin ama şirkete ekledin, şimdi şirket daha değerli, ben de o değerden pay istiyorum” diyebilir. Doğrudur, bu durumda şirketin boşanma sırasındaki değeri zaten o birikmiş karlardan etkilenmiştir; kadın da hisselerin değerine göre pay aldığında dolaylı olarak kazançlardan da payını almış olur.
İşletme ve şirket paylaşımlarında özel durumlar: Bazı durumlarda, eşlerin hisseleri paylaştırılırken başka hukuk kuralları devreye girebilir. Örneğin bir anonim şirkette hisse devri, diğer ortakların önalım hakkına tabi olabilir veya limited şirkette yeni ortak girişi diğer ortakların onayını gerektirebilir. Ancak mal rejimi tasfiyesi, genelde bu teknik engelleri hisse devri yerine para alacağıyla aşar. Eğer şirket hissesi devri zorunlu olursa (istisnai durum), o zaman diğer pay sahiplerinin hakları saklı kalır. Uygulamada, koca–karı ortak olmayan bir şirkette kadının ortak yapılması pek istenmez; o yüzden para ile halledilir. Tam tersi, eşler evliyken ortak iş yapıyorlarsa, boşanma sonrasında ticari ihtilaflar da çıkabilir. Bu noktada mal paylaşımı davası ile birlikte ortaklığın tasfiyesi davası da görülebilir.
Ticari araçlar ve ekipmanlar: Eğer eşlerden birinin işinde kullandığı araçlar (örneğin nakliyeci ise kamyon, çiftçi ise traktör) veya ekipmanlar (tezgahlar, makineler vs.) varsa, bunların her biri birer edinilmiş mal kalemi olarak değerlendirilir. Boşanmada bu mallar kimin adına kayıtlıysa onda kalır, ama diğer eşe değerinin yarısı alacak olarak yazılır. Taraflar anlaşırsa, ekipmanlar bölüşülebilir de. Örneğin ortak bir çiftlik işletiyorsanız ve boşandıysanız, traktörü ve biçerdöveri pay etmek yerine biriniz traktörü, diğeriniz biçerdöveri alabilir, ya da parasal denkleştirme yapabilirsiniz. Bu tür anlaşmalar, mal paylaşımı davası açılmadan önce aranızda yapılırsa, dava sırasında hakime sunularak onaylanabilir.
Özetle işletme ve şirket paylaşımları: Eşin ticari faaliyeti, mal rejimi tasfiyesini karmaşık hale getirebilir ancak temel kural değişmez: Edinilmiş mal rejiminde, evlilik boyunca edinen kim olursa olsun edinilen değerlerin yarısı diğerine aittir. Bu, ticari kazançlar ve onlarla elde edilen varlıklar için de geçerlidir. Fakat mal paylaşımı, eşleri ortaklığa zorlamaz; mümkün mertebe parasal alacak şeklinde ayrılık sağlanır. Eğer taraflar arasında işletmenin geleceği konusunda farklı bir anlaşma yoksa, hakim mevcut durumu koruyacak şekilde çözüm üretir (işletmeyi kimin yürüttüğü, işin devamlılığı gözetilir). Örneğin bir eczane karı-koca üzerine kayıtlıysa, eczacı olan tarafın işletmeyi yürütmesi gerekebilir; hakim bunu dikkate alıp eczaneyi o tarafa bırakıp diğerine bedel ödenmesine karar verebilir.
Boşanmada Emeklilik, Sigorta ve Tazminatların Paylaşımı
Boşanmada mal paylaşımı hesabı yapılırken, eşlerin çalışma hayatından kaynaklanan tazminat ve emeklilik birikimleri de gündeme gelir. Özellikle kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, emeklilik ikramiyesi gibi kalemler ile Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) birikimleri ve diğer sigorta gelirlerinin akıbeti önemlidir.
Kıdem ve ihbar tazminatları: Kıdem tazminatı, bir işçinin en az 1 yıl çalıştıktan sonra işten ayrılması halinde hak ettiği, çalıştığı süreyle orantılı olarak ödenen bir tazminattır. İhbar tazminatı ise iş sözleşmesinin feshi sırasında karşı tarafa önceden haber verilmeksizin fesih yapılırsa ödenen tazminattır. Evlilik süresince eşlerden birine kıdem veya ihbar tazminatı ödenmişse, bu ödeme çalışma karşılığı elde edilen bir gelir olarak kabul edilir. Nitekim TMK m.219 uyarınca sosyal güvenlik kuruluşlarının yaptığı ödemeler edinilmiş mal grubundandır. Yargıtay’ın yerleşmiş uygulaması da, kıdem tazminatının evlilik içinde kazanılan kısmının edinilmiş mal sayılacağı yönündedir. Burada kritik olan, kıdem tazminatının hangi döneme ait olduğudur.
Eğer eş, 10 yıl çalışmanın sonunda evliyken işten ayrılmış ve kıdem tazminatı almışsa, bunun tamamı evlilik içinde tahakkuk ettiği için edinilmiş mal olarak kabul edilecektir. Buna karşılık, eşin toplam çalışma süresinin bir kısmı evlilikten önce, bir kısmı evlilikten sonra ise durum biraz karmaşıklaşır. Örneğin eş 1995’ten beri çalışıyor ve 2005’te evleniyor, 2025’te emekli olup kıdem tazminatı alıyor olsun. Bu durumda 1995-2005 arası evlilik öncesi, 2005-2025 arası evlilik süresi. Yargıtay burada kıdem tazminatını orantı yoluyla paylaştırır: 2005 sonrası çalışılan dönem için hesaplanan kısmı edinilmiş mal, öncesi kişisel mal sayılır. Eski Medeni Kanun dönemine (2002 öncesi) denk gelen kısım da kişisel mal sayılır, çünkü o dönem mal ayrılığı rejimi geçerliydi. Özetle, kıdem tazminatı birden fazla dönemi kapsıyorsa, evlilikte geçen süreye isabet eden miktar hesaplanır ve sadece o kısmı paylaşılır.
Bir diğer önemli husus, kıdem tazminatının mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olup olmadığıdır TMK m.235’e göre tasfiyede, mal rejiminin sona erdiği (boşanma davası açıldığı) anda mevcut olan edinilmiş mallar dikkate alınır. Yargıtay, kıdem tazminatının paylaşıma konu edilebilmesi için ya bu tazminatın boşanma davası açılmadan önce alınmış olmasını ya da alınmamışsa, evlilik süresince bu hak kullanılarak edinilmiş bir varlık olmasını arıyor. Yani eğer eş boşanma davası sürerken işten ayrılıp kıdem tazminatını almadıysa, henüz doğmamış bir alacak olarak değerlendiriliyor ve paylaşım hesabına girmiyor. Ancak işten ayrılıp da parasını daha sonra alsa bile, önemli olan işten ayrıldığı tarihin mal rejimi devam ederken olması. Diyelim ki boşanma davası devam ederken eş işten çıkarıldı ve kıdem tazminatı hak etti ama dava sonuçlanmadan ödenmedi; bu durumda mahkeme, tazminatın rejim sona ererken mevcut olmadığını, bu nedenle katılma alacağına dahil edilemeyeceğini düşünebilir. Ancak diğer eş, “bu hak doğdu, ödemesi sonra yapıldı” diyerek hak talep edebilir. Yargıtay’ın bazı kararlarında, kıdem tazminatı henüz alınmamış olsa dahi hak kazanıldığı için edinilmiş mal kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu konuda içtihatlar tam olarak yeknesak değildir, fakat genel eğilim, mal rejimi bittikten sonra kazanılan (doğup ödenen) kıdem tazminatını paylaşım dışında tutmaktır. Eğer kıdem tazminatı evlilik içinde alınıp başka bir mala yatırıldıysa (örneğin bu parayla araba alındıysa), zaten o mal üzerinden paylaşım yapılır.
İhbar tazminatı da benzer şekilde, evlilik süresince iş akdi feshedilen eşin aldığı bir tazminatsa edinilmiş maldır. Kıdem kadar yüksek olmadığı için ayrı hesaplama gerektirmez; evlilik içinde alındıysa dahil edilir, alınmadıysa edilmez.
Emeklilik ikramiyesi ve emekli maaşları: Kamu sektöründe çalışanlar emekli olduklarında emeklilik ikramiyesi alırlar. Bu ikramiye de kıdem tazminatı benzeri bir toplu ödemedir ve evlilik içinde emekli olunursa bu ikramiye edinilmiş mal sayılır. Yine aynı orantı prensipleri geçerlidir: Evlilik süresine isabet eden kısmı dahil edilir. TMK m.228/2, sosyal güvenlik kurumlarınca yapılan toplu ödemelerin, eğer bunlar hayat boyu gelir şeklinde bağlansaydı mal rejimi bitişi sonrası döneme isabet eden kısmının kişisel mal sayılacağını hükme bağlamıştır. Bu biraz teknik görünse de anlamı şudur: Örneğin emeklilik ikramiyesi olarak 100.000 TL alındı; bu aslında emekli maaşının peşin ödenmiş kısmı gibidir. Mal rejimi boşanma davası açıldığı tarihte sona erdi diyelim; o tarihten sonraki dönem için bu ikramiyenin içinde hesaplanan miktar (sanki o para emekli maaşı olarak alınacak olsaydı, boşanma sonrası kalan kısmın bugünkü değeri) kişisel mal kabul edilir. Bu tür hesaplar uzmanlık gerektirir, pratikte çoğu zaman uygulanması zordur. Genel olarak mahkemeler, evlilik içinde alınan emeklilik ikramiyesinin tamamını edinilmiş kabul etme eğilimindedir, eğer çok bariz bir kısım evlilik öncesi çalışmaya dair değilse.
Emekli maaşları ise, boşanma gerçekleştiğinde devam eden bir gelir olabilir. Emekli maaşı, çalışmanın karşılığı olsa da, boşanma sonrasında da alınmaya devam ettiği için ve kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan, evlilik birliği sona erdikten sonraki maaş ödemeleri paylaşılmaz. Zaten mal paylaşımı davası, genellikle boşanma kararı kesinleştikten sonra açıldığı için, o aşamada sürekli gelirler hesaba katılmaz, mevcut birikimler dikkate alınır. Eğer emekli eş emekli maaşından artan parayı biriktirmiş veya yatırıma dönüştürmüşse, o birikim mal rejimi bitimine kadar oluşan kısmıyla dahil olur. Özetle, emekli maaşı akım (gelir) olduğu için ve mal rejimi bittikten sonra da devam edeceği için, sadece mal rejimi bitimine kadarki birikmiş kısmı değerlendirilebilir.
Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) birikimleri: Son yıllarda yaygınlaşan BES, eşlerin her ay prim ödeyerek belirli bir birikim oluşturduğu ve emeklilik hakkı kazandığında toplu para veya maaş alabildiği bir sistemdir. Eşlerden birinin BES hesabı varsa ve evlilik boyunca buna ödeme yaptıysa, hesaptaki birikimin evlilik süresinde oluşan kısmı edinilmiş mal sayılır. Boşanma anında henüz BES ödemeleri devam ediyor ve para çekilebilir hale gelmemiş olabilir (mal rejimi sona erdiğinde fiilen “mevcut” bir malvarlığı unsuru gibi gözükmeyebilir). Ancak hukuken o hesapta biriken para, o eşin malvarlığının parçasıdır. Dolayısıyla diğer eş, bu birikimin yarısını talep edebilir. Uygulamada, mahkemeler bazen BES hesaplarının değeri için sigorta şirketinden yazı ister ve o tarih itibariyle birikmiş tutarı belirleyip onu edinilmiş mal havuzuna dahil eder. Eğer BES sözleşmesi gereği erken çekme imkanı yoksa, hakim paranın fiilen ödenmesi konusunda taksitlendirme gibi esnek çözümler de getirebilir (mesela, diğer eşin payı, para çekilebilir hale gelince ödenmek üzere karar altına alınabilir). Benzer şekilde, hayat sigortası birikimleri de aynı prensibe tabiidir.
Kıdem ihbar dışında kalan diğer tazminatlar: Çalışma yaşamı dışında da eşlerin alabileceği tazminatlar vardır – örneğin bir trafik kazası sonucu alınan maddi tazminat, destekten yoksun kalma tazminatı, iş kazası tazminatı vb. Bu tazminatlarda ayrım şudur: Eğer tazminat, eşin gelir kaybını telafi etmek için verildiyse (örneğin iş kazasında çalışamadığı sürelerin ücret karşılığı), edinilmiş mal sayılır. Eğer manevi acı için verildiyse veya bedensel zararın karşılığı ise (örneğin sakat kalmanın yarattığı ıstırap için manevi tazminat, ya da sakatlık nedeniyle protez masrafı için maddi tazminat), bunlar kişisel mal niteliğinde olabilir. Yargıtay bir kararında, bedensel zarar nedeniyle sigortadan alınan tazminatı edinilmiş mal kabul etmiş, ancak sakatlık geliri ömür boyu sürecek bir ödeme olsa idi, boşanma sonrası dönem için olan kısmını kişisel mal saymak gerekirdi demiştir. Yine de genelde net ayırım şudur: Manevi tazminat kişiseldir, maddi tazminat edinilmiş olabilir.
Örnek: Koca evlilik sırasında 10 yıllık çalışma sonunda 100.000 TL kıdem tazminatı almış olsun. Eğer bu süre tamamen evlilik içinde geçtiyse, 100.000 TL’nin tamamı edinilmiş maldır ve kadın bunun 50.000 TL’sine alacak hakkı elde eder. Eğer bu 10 yılın 5 yılı evlilikten önce, 5 yılı evlilik sırasında ise, bu durumda pratikte 50.000 TL’si evlilik dönemiyle ilgilidir denilebilir ve kadın 25.000 TL talep edebilir. Diyelim ki koca bu parayla hemen bir araba aldı. Araba 90.000 TL’ye mal oldu ve boşanmaya kadar değeri 80.000 TL’ye düştü. Artık kadın doğrudan paradan değil, arabadan pay ister; arabanın 80.000 TL değerinin yarısı 40.000 TL şeklinde. Koca 100.000 TL’yi alıp harcasaydı ve ortada araba gibi bir mal kalmasaydı, kadın bu paranın yarısı için kocaya borç yazdırabilirdi; ancak para harcanmışsa tahsil kabiliyeti sıkıntılı hale gelir. Bu yüzden uygulamada genellikle edinilmiş mal, somut bir varlık veya hesapta duran para olarak mevcutsa paylaşılıyor, aksi durumda ispat ve tahsil zorluğu yaşanabiliyor.
Emeklilik hakları: Boşanmada, sosyal güvenlikten doğan emeklilik haklarının (örneğin bağlanacak emekli maaşının) diğer eşe devri söz konusu değildir. Her eş kendi emeklilik maaşını almaya devam eder; bunlar paylaşılmaz. Ancak özellikle ev hanımı olarak çalışmamış eşler, boşanma sonrası herhangi bir gelirleri yoksa, yoksulluk nafakası talep edebilirler. Bu, mal paylaşımından bağımsız bir taleptir ama sonuçta emekli maaşı alan eşin, diğerine nafaka ödemesi gerekebilir. Öte yandan dul-yetim aylığı gibi haklar, evlilik bağı kalkınca etkilenir: Örneğin kadın kocasından boşanınca, eğer babasından yetim aylığı alma hakkı varsa yeniden alabilir; yahut eşinin ölümü halinde dul aylığı alabilirdi ama boşandığı için artık alamaz. Bu konular mal rejimi dışında, sosyal güvenlik hukukunun konusudur.
Bireysel emeklilik ve sigorta poliçeleri: Tarafların özel sigorta poliçeleri (BES dışında özel hayat sigortası, eğitim sigortası vb) varsa, bunların birikim değeri boşanmada dikkate alınır. Eğer poliçe evlilik süresince ödenmiş ve birikim oluşmuşsa, bu birikim bir mal varlığı değeridir. Poliçe henüz para ödemediğinden “soyut” görünse de, birçok Yargıtay kararında bunun da mal rejimi tasfiyesinde hesaba katılması gerektiği ifade edilmiştir. Pratikte, hakim sigorta şirketinden yazı alarak, mal rejiminin sona erdiği tarihte poliçenin feshi halinde ödenecek tutarı sorar ve bunu edinilmiş mal listesine ekler. Böylece diğer eşe bunun yarısı kadar alacak yazar.
Özetle, çalışma ve sigorta kaynaklı tüm hak ve alacaklar, evlilik birliği içinde oluşan kısımlarıyla paylaşıma konu edilir. Bu hesaplamalarda bazen teknik bilirkişi incelemesi gerekebilir. Tarafların bu konudaki bilgi eksikliği veya hataları, hak kaybına yol açabileceğinden, boşanma sürecinde birikmiş tazminat, ikramiye, sigorta gibi hakların gözden kaçmaması önemlidir.
Örnek Vakalar ve Hesaplamalar
Bu bölümde, mal paylaşımı sürecinin işleyişini somutlaştırmak için boşanmada mal paylaşımıyla ilgili birkaç örnek vaka ve hesaplama yapacağız. Örnekler, gerçek mahkeme kararlarından esinlenilerek veya olası senaryolar şeklinde sunulacaktır.
Örnek 1 – Yeni Medeni Kanun Döneminde Evlilik (2002 Sonrası): Ayşe ve Mehmet 2010 yılında evlenmiş ve 2025 yılında boşanma davası açılmış olsun. Evlilik başında bir mal rejimi sözleşmesi yapmamışlar, dolayısıyla yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli. Boşanma anında tarafların malvarlığı durumu şöyle:
- Mehmet, evlilikten önce kendine ait bir evde oturuyordu (bu ev Mehmet’in bekarken aldığı ev, değeri 500.000 TL, Mehmet’in kişisel malı).
- Evlilikten sonra birlikte yeni bir daire satın aldılar (2015’te 300.000 TL’ye alındı, tapu Mehmet adına; bu ev için 150.000 TL konut kredisi çekildi, boşanmaya kadar 100.000 TL’si ödendi, kalan borç 50.000 TL; evin bugünkü değeri 400.000 TL).
- Ayşe, 2018’de babasından miras olarak bir yazlık ev aldı (değeri 200.000 TL, Ayşe’nin kişisel malı, ayrıca yılda 10.000 TL kira geliri getiriyor).
- Mehmet 2010-2025 arası çalıştığı işten ayrılırken kıdem tazminatı aldı: 150.000 TL (2025’te işten ayrılmış ve ödeme boşanmadan hemen önce yapılmış).
- Ayşe, evlilik süresince çalıştı ve maaşından biriktirdiği 100.000 TL banka mevduatı var.
- Mehmet’in 2025 model bir arabası var, evlilik içinde alınmış (değeri 200.000 TL, kredi borcu yok, plakası onun adına).
- Ayrıca birlikte alınan eşyalar (mobilya vs.) var, toplam değeri 50.000 TL diyelim.
- Tarafların kayda değer borcu yok, sadece Mehmet’in 50.000 TL ev kredisi borcu devam ediyor.
Şimdi mal paylaşımı açısından bakarsak:
Adım 1: Kişisel malları ayırma. Mehmet’in evlilik öncesi evi kişisel mal, Ayşe’nin miras yazlığı kişisel mal. Bu ikisi paylaşım dışı kalacak. (Miras yazlığın evlilik içinde elde ettiği kira gelirleri vardı; farz edelim Ayşe bu gelirleri harcamadan bankaya koydu veya yine miras evin masraflarına harcadı. Bu gelirler aslında edinilmiş maldı, ancak somut elde birikmiş gelir yoksa onları ayrıca hesaplamayacağız.)
Adım 2: Edinilmiş malları listeleme. Ortaya çıkan edinilmiş mallar:
- Mehmet adına kayıtlı yeni daire (400.000 TL değer, 50.000 TL borç var).
- Ayşe’nin banka mevduatı (100.000 TL).
- Mehmet’in arabası (200.000 TL).
- Ev eşyaları (50.000 TL, pratikte eşyalarda genelde taraflar anlaşır, kimin ne alacağı belirlenir; biz yine de değer koyduk).
- Mehmet’in aldığı kıdem tazminatı (150.000 TL).
- Ayşe’nin miras yazlığın kira geliri olarak biriktirdiği bir tutar varsa (basitleştirmek için yok varsayıyoruz veya zaten harcanmış diyelim).
Adım 3: Her eşin edinilmiş mal değerini hesaplama. Şimdi bu malları kimin edinilmişi sayacağımızı bulalım:
- Mehmet’in edinilmiş malları: Yeni daire (Mehmet adına), araba (Mehmet adına), kıdem tazminatı (Mehmet’in çalışma geliri), ev eşyalarının yarı değeri (genelde ev eşyası müşterek kullanıldığı için, listede ayrı kalem yapmadan paylaştırılır ama örneğimizde 50.000 TL’nin yarısını Mehmet’e, yarısını Ayşe’ye mal etmek mantıklı). Mehmet’in edinilmiş mal toplamı: Dairenin değeri 400.000, araba 200.000, kıdem 150.000, ev eşyası payı 25.000. Toplam = 775.000 TL.
- Ayşe’nin edinilmiş malları: Banka mevduatı 100.000, ev eşyası payı 25.000. (Ayşe çalıştığı için bu 100.000 TL tamamen maaş birikimi, edinilmiş maldır). Toplam = 125.000 TL.
Adım 4: Borçları düşme. Mehmet’in edinilmiş mallarına ilişkin borcu: Yeni evin kalan kredi borcu 50.000 TL. Başka borcu yok. Bu borcu Mehmet’in edinilmiş toplamından düşeceğiz. Ayşe’nin edinilmiş malına ilişkin bir borç yok (varsayalım yok).
- Mehmet net edinilmiş mal değeri: 775.000 – 50.000 = 725.000 TL.
- Ayşe net edinilmiş mal değeri: 125.000 (borç yok) = 125.000 TL.
Adım 5: Artık değerlerin yarısını hesaplama (katılma alacağı).
- Mehmet’in artık değerinin yarısı: 725.000 / 2 = 362.500 TL. Bu tutar, Ayşe’nin Mehmet’ten talep edebileceği katılma alacağı miktarıdır.
- Ayşe’nin artık değerinin yarısı: 125.000 / 2 = 62.500 TL. Bu da Mehmet’in Ayşe’den talep edebileceği tutardır.
Adım 6: Karşılıklı alacakları mahsup etme. Karı-koca karşılıklı alacaklı olduklarından, net fark bulunur: Ayşe, Mehmet’ten 362.500 TL alacaklı; Mehmet, Ayşe’den 62.500 TL alacaklı. Mahsup sonrası Ayşe’nin 300.000 TL alacak hakkı kalır. Yani mal paylaşımı sonucunda Mehmet, Ayşe’ye 300.000 TL ödemelidir.
Adım 7: Sonuç ve fiili paylaşım. Bu 300.000 TL’nin ödenmesiyle Ayşe, kendi kişisel malı olan yazlık evi + banka mevduatı 100.000 + 300.000 TL nakit (veya ayni ödeme) almış; Mehmet ise kendi kişisel malı olan eski evi, yeni dairenin mülkiyeti, araba ve kalan kıdem tazminatı parasını tutmuş olur. Denge sağlanmıştır. Mehmet, eğer 300.000 TL’yi ödeyemezse, Ayşe bunun için icra takibi yapabilir; bu sırada Mehmet’in yeni dairesine ipotek koydurmak veya arabasına haciz koydurmak gibi yollarla tahsilat güvenceye alınabilir.
Bu örnekte dikkat ederseniz, miras kalan yazlık ev ve evlilik öncesi ev hiç bölüşülmedi; paylaşılan şeyler tamamen evlilikte kazanılan mal ve gelirler oldu. Ayşe, kendi kazandığı parayı zaten elinde tuttu, ayrıca Mehmet’in kazandıklarının bir kısmını aldı. Mehmet ise evlilik öncesi mal varlığını aynen korudu, hatta evlilikte alınan ev de kendisinde kaldı ama bunun için eşine parasal denge ödedi.
Örnek 2 – 1990’da evlenip 2015’te boşanan çift (Eski ve Yeni Kanun Dönemi): Ali ve Berrin, 1990’da evlendiler, 2015’te boşandılar. 2002 öncesi dönem eski Medeni Kanun’a tabidir (mal ayrılığı), 2002-2015 arası yeni kanun (edinilmiş mallara katılma). Malvarlığı durumları:
- 1995 yılında Ali tek başına bir ev satın aldı, tapu Ali adına (değeri 300.000 TL, o dönem Berrin de çalışıyordu ve satın almaya maaşından bir miktar katkı sağladığını iddia ediyor).
- 2005 yılında birlikte başka bir ev aldılar, tapu Ali adına (değeri 400.000 TL, konut kredisi 2002-2010 arası ödendi).
- Berrin 2010’da emekli oldu, 50.000 TL emekli ikramiyesi aldı (tamamı 2002 sonrası birikmiş hizmete dayalı).
- Ali 2015’te hala çalışıyordu, birikmiş 100.000 TL BES hesabı var.
- Ayrıca, evlilikten önce Ali’nin bir arabası vardı, onu 2003’te sattılar ve yeni araba aldılar (yeni araba 200.000 TL değerinde, 2003’te alındı, Berrin’in de bir miktar katkısı oldu diyelim).
- Ortak banka hesaplarında 50.000 TL birikmiş para var (2015 itibariyle, 2002 sonrası birikim).
Bu karma örnekte: 2002 öncesi rejim mal ayrılığı olduğu için, 1995’te alınan ev kimin adına ise ondadır – Ali’nin adına olduğundan Ali’nin malı sayılır. Berrin o evle ilgili katkı payı alacağı davası açabilir, çünkü mal ayrılığı rejiminde pay alamaz ama ispat edebilirse yaptığı katkıyı geri isteyebilir. Farz edelim Berrin, 1995’te ev alınırken 20.000 TL katkı yaptı ve evin o zamanki değeri 100.000 TL idi. 2015’te ev 300.000 TL değerinde. Yargıtay’ın katkı payı hesabına göre, oranlama yöntemi uygulanır: Berrin’in katkısı evin o zamanki değerinin %20’si idi, dolayısıyla bugünkü değerinin de %20’si oranında (300.000 * %20 = 60.000 TL) alacak talep edebilir. Mahkeme eğer Berrin’in 20.000 TL verdiğini kanıtlandığını kabul ederse, Ali’nin Berrin’e 60.000 TL katkı payı ödemesine karar verir.
2002 sonrası dönemde, 2005’te alınan ev, edinilmiş maldır. Boşanmada bu evin 400.000 TL değerinin yarısı (200.000 TL) Berrin’in katılma alacağıdır. Ancak Ali derse ki “Bu evin bedelinin bir kısmı benim 2001’de sattığım arsadan gelen parayla ödendi” gibi bir iddiada bulunabilir. Diyelim 400.000 TL evin 100.000 TL’si Ali’nin 2001’de sattığı kişisel malı parası, kalanı kredi ve maaşlarla ödendi. Bu durumda 100.000 TL kişisel mal katkısı var, geri kalan 300.000 TL edinilmiş kaynak. Hakim 400.000 TL evin 1/4’ünü kişisel 3/4’ünü edinilmiş sayabilir. Sonra 300.000 TL’nin yarısı (150.000 TL) Berrin’e düşer. Ali kişisel mal katkısı oranında o paydan indirim de isteyebilir, çeşitli hesap yöntemleri var ama genelde oranlamaya gidilir.
Araba meselesinde, 2003’te alınan araba edinilmiş mal (2002 sonrası). Eski arabayı satıp üstüne para koydularsa, eski araba Ali’nindi (evlilik öncesi kişisel mal), onun değeri kişisel katkı kabul edilir, üzeri edinilmiş. Yine benzer oransal paylaşım yapılır.
Emekli ikramiyesi 50.000 TL Berrin’in edinilmiş malıdır (tamamen 2002 sonrası çalışmayla hak edilmiş varsaydık). Ali ondan 25.000 TL pay alacaktır.
BES hesabı 100.000 TL Ali’nin edinilmiş malı, Berrin ondan 50.000 TL alacaktır.
Ortak banka hesabındaki 50.000 TL zaten muhtemelen birlikte biriktirdikleri para, o da yarı yarıya bölüşülecek demektir.
Bu örnek vakada da görüldüğü gibi, 2002 öncesi alınan mal için “katkı payı” kavramı, 2002 sonrası için “katılma alacağı” kavramı devreye girmiş oldu. Nitekim Yargıtay da bir kararında “21.08.1997 evlenme tarihinden 01.01.2002’ye kadar mal ayrılığı, bu tarihten boşanma davasının açıldığı tarihe kadar yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir” diyerek her döneme kendi kurallarının uygulanacağını vurgulamıştır.
Gerçek mahkeme kararlarından bir örnek vermek gerekirse, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2014/17502 sayılı kararında şöyle bir durum vardır: Eşler 1997’de evlenmiş, 2006’da boşanma davası açılmıştır. Boşanmada, 2000 yılında alınan bir ev için kadın “ben de çalışıp para verdim” diyerek dava açmıştır. Mahkeme, ev 2000’de alındığı için o kısım için katkı payı alacağı hesaplamış, 2002 sonrası kredileri için de katılma alacağı hesaplamıştır. Yargıtay bu kararı kısmen onamış, kısmen bozmuştur. Kararda özetle deniyor ki: Taraflar 1997-2002 arası mal ayrılığı rejimine tabi, 2002-2006 arası edinilmiş mallara katılma rejimine tabi. 2000’de alınan ev için kadının katkı payı talebi zamanında yapılmıştır (1 yıllık zamanaşımı tartışması yapılmış ama reddedilmiş). Evin bedelinin bir kısmı kadının arsası satılarak, bir kısmı kocanın arabası satılarak, kalanı krediyle ödenmiş. Mahkeme, kadının katkı payı ile katılma alacağı taleplerini ayrı ayrı değerlendirip toplam bir meblağ çıkarmıştır. Bu örnek, karma rejim döneminde çok görülen bir durumdur. Sonuçta bu çiftte kadın, 2000’deki ev için katkısı oranında (katkı payı) + 2002-2006 arası ödenen krediler için yarı pay (katılma alacağı) almıştır.
Hesaplamalarda dikkat edilmesi gerekenler: Mal paylaşımında hesap yaparken, malın değerleme tarihi önemlidir. Kanuna göre, mal rejimi sona erdiğinde mevcut mallar, tasfiye anındaki rayiç değerleriyle hesaba katılır. Yargıtay uygulamasında tasfiye tarihi, karar tarihine yakın kabul edilir, yani mahkeme genelde karar verirken malın piyasa değerini bilirkişi ile belirletir. Bu, şu anlama gelir: Boşanma davası 2020’de açıldı diyelim, ev o zaman 300 bin TL idi; dava 2023’te bitti, ev 500 bin TL oldu. Paylaşım 500 bin TL üzerinden yapılır. Böylece, mal değeri artmışsa bu artış da ortak paylaşılmış olur. Aynı şekilde enflasyon ve faiz etkisi de bu yolla dengelenmiş olur. Ancak çok uzun süren davalarda hakkaniyet gereği bazı düzeltmeler de olabiliyor; örneğin çok büyük fiyat oynamalarında Yargıtay, başlangıç değeriyle karar tarihi değeri arasında adaletsizlik varsa uzman görüşü alın diyebilir (TMK m.234 özel haller maddesi).
Bir diğer nokta da zamanaşımı: Katılma alacağı taleplerinde Yargıtay, bunun 10 yıllık genel zamanaşımına tabi olduğunu, TMK 178’deki 1 yıllık sürenin mal rejimi alacaklarına uygulanmayacağını belirtmiştir (YHGK 2013/8-374 E., 2015/1401 K. kararı). Ancak katkı payı alacaklarında, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde dava açılması gerektiğine dair eski görüşler vardı. Güncel içtihat, 2002 öncesi döneme ilişkin katkı payı davalarında da 10 yıllık sürenin geçerli olduğu yönünde eğilim gösteriyor. Örneğimizde Berrin boşanmadan 5 yıl sonra 2020’de gelip 1995’teki ev için dava açsaydı, 2015’te boşanma kesinleştiği için 10 yıllık sürede (2025’e kadar) olduğu için hakkı devam ederdi. Ancak 1 yıllık süre uygulansaydı 2016’da dolmuş olurdu. Bu tür süre meselelerine Sık Sorulan Sorular bölümünde tekrar değineceğiz.
Boşanmada Mal Paylaşımı Hakkında Güncel Yargıtay Kararları
Yargıtay, boşanmada mal paylaşımı konusunda son yıllarda birçok önemli karara imza atmıştır. Bu kararlar, kanun hükümlerinin uygulanışını somutlaştırdığı gibi, bazı uyuşmazlık noktalarını da aydınlatmaktadır. İşte güncel Yargıtay kararları ve içtihatlarından bazı kritik noktalar:
Mal rejiminin sona erme tarihi: Yargıtay, mal rejiminin boşanma davasının açıldığı tarihte sona ereceğini net bir şekilde vurgulamaktadır (TMK m.225). Örneğin Yargıtay 8. HD, E.2014/14667 sayılı kararında, “… 01.01.2002 tarihinden boşanma dava tarihine kadarki ödemeler bakımından edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Eşler arasındaki mal rejimi TMK’nun 225/2. maddesine göre boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle son bulmuştur.” demiştir. Bu, şu anlama gelir: Boşanma davası açıldıktan sonra eşlerin edindiği mallar, artık ortak kabul edilmez (rejim bittiği için). Yine aynı nedenle, bir eş boşanma davası devam ederken kendi kazancıyla mal alırsa, diğer eş bu mala ortak olamaz. Ancak davanın reddi gibi bir durumda rejim devam edeceğinden, o mal yine edinilmiş kategoriye dönebilir (bu istisnai bir durumdur).
Paylaşım hesabında değerleme: Yargıtay kararları, malın tasfiye tarihindeki rayiç değerinin esas alınması gerektiğini yineler. Örneğin Yargıtay 8. HD, 2017 tarihli bir kararında “Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların tasfiye tarihindeki sürüm değerleri esas alınır.” diyerek mahkeme karar tarihindeki değerin gözetileceğini belirtmiştir.Bu nedenle, alt mahkemeler genellikle karar öncesi bilirkişi marifetiyle gayrimenkuller ve değerli menkullerin piyasa fiyatını tespit ettirir. Bu içtihat, ekonomik dalgalanmaların çok olduğu ülkemizde, hakkaniyete uygun bir çözümdür; zira uzun süren davalarda enflasyon veya kur artışı sebebiyle malın değeri çok değişebilir.
Zamanaşımı tartışması: Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, TMK m.178’de “boşanma sebebiyle doğan dava hakları bir yıl içinde açılmalı” kuralı yer alır. Bu maddenin, mal rejimi alacaklarına uygulanıp uygulanmayacağı uzun süre tartışıldı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK) 2015 tarihli bir kararında bu konuyu netleştirdi: Katılma alacağı talepleri, boşanmanın fer’i (yan) sonucu olmayıp mal rejiminden kaynaklanan ayni nitelikte olmasa da patrimonial (mali) haklardandır ve 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Kısaca, mal paylaşımı davası boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içinde açılabilir.Bir yıllık süre sadece boşanma nedeniyle istenecek maddi-manevi tazminat ve nafaka gibi taleplere ilişkindir. Böylece, örneğin 2010’da boşanan bir kişi 2018’de mal paylaşımı davası açsa zaman aşımına uğramış olmaz (henüz 10 yıl dolmadığı için). Ancak 10 yılı geçirirse artık talep edemez. Yargıtay HGK kararları doğrultusunda, ilk derece mahkemeleri de bu süreyi uygulamaktadır.
Değer artış payı (TMK m.227) uygulamaları: Yargıtay’ın dikkat çeken kararlarından biri, eşin kişisel malına diğer eşin yaptığı katkının nasıl hesaplanacağıyla ilgilidir. Örneğin Yargıtay 8. HD’nin bir kararında, kadının kocasına ait arsanın üzerine ev yapımında harcadığı altınlar için değer artış payı talebi tartışılmıştır. Mahkeme, bu altınların bozdurulduğu tarih ve evin bitiş değerine göre bir hesap yaparak, kadına katkısı oranında alacak hakkı tanımıştır. Yargıtay da bunu onamıştır. Genel ilke, katkı yapıldığı andaki değer ile tasfiye anındaki değer artışı oranlamasının yapılmasıdır. Yine Yargıtay, taraflar arasında aksi yazılı anlaşma yoksa, bu değer artış payından feragat edilmediğini varsayar (TMK m.227/3 gereği yazılı feragat olmadıkça hak saklıdır). Bu içtihatlar, uygulamada sıkça görülen “eşin diğer eşin malına yatırım yapması” sorununu çözmektedir.
Düğün takıları ve ziynet eşyaları: Her ne kadar doğrudan mal rejimi konusu olmasa da, boşanmalarda çokça ihtilaf konusu olan ziynet eşyaları hususunda Yargıtay’ın oturmuş bir içtihadı vardır: Düğünde takılan ziynetler kim tarafından takılırsa takılsın kadına takılanlar kadına, erkeğe takılanlar erkeğe bağışlanmış sayılır; kadınların kullanımı için olan ziynetler (bilezik, kolye vb.) kadına aittir.
Bu nedenle, alt mahkemeler kadının ziynet alacağı taleplerini, mal rejimi davasından ayrı tutarak değerlendirir. Ziynet eşyaları, kadının kişisel malı olduğundan, mal rejimi tasfiyesine bile girmeden iade yükümlülüğü doğabilir. Yargıtay, eğer ziynetler bozdurulup ev-alım vb. için harcanmışsa ve kadına iade edilemiyorsa, bunların parasal karşılığının kadına ödenmesi gerektiğini söylüyor. Ancak ziynetlerin bozdurulup örneğin ev alımına harcanması halinde kadın ayrıca mal rejiminden de pay almışsa, bir nevi çifte talepten kaçınılması için mahkemeler denkleştirme yapabilir. Güncel kararlar, ziynetle edinilen mal için kadının hem ziynet davası açıp hem mal paylaşımında tekrar pay istemesi durumunda, ikisinden birini tercihe zorlamasa da, aynı miktarın iki kez ödenmesini engelleyecek şekilde hesap yapılmasını öngörüyor.
Eşlerin birbirine devrettikleri mallar: Evlilik sırasında bazen eşler birbirine mallar devreder (örneğin koca bir evini karısının üstüne yapar, ya da tersi). Bu durum boşanmada sıkça “mal kaçırma mıydı, yoksa hediye miydi?” tartışmasına yol açar. Yargıtay, evlilik birliği içinde eşler arasındaki karşılıksız mal devrini bağış olarak değerlendirme eğilimindedir. Yani koca, malını karısının üstüne yapmışsa, sonradan “o benim paramla alınmıştı, geri isterim” diyemez, bunun bağış olduğunun kabulü gerekir. Nitekim Yargıtay 2. HD, 2016/14898 E. sayılı kararında, “Eşlerin özgür iradeleriyle yaptıkları mal paylaşımında, paylaşılan mallar o eşlerin kişisel malı sayılır ve diğer eş bu mala ilişkin hak talep edemez.” şeklinde ilke belirtmiştir. Bu nedenle, eğer evlilik sırasında eşler aralarında mal bölüşmüş veya devretmişlerse, bunlar kural olarak sonradan yeniden paylaşılmaz. Ancak bu devirler muvazaalıysa (örneğin sırf diğer eşin alacaklılarından mal kaçırmak için bir eş diğerine geçiriyorsa) durum farklı olabilir; ispatlandığı takdirde hakime o devri dikkate almadan gerçek mülkiyet durumuna bakabilir.
Mal kaçırma (karşılıksız kazandırmalar) konusunda içtihat: TMK m.229, eşlerin payını azaltmak kastıyla yaptığı karşılıksız kazandırmaların ve son bir yıl içindeki bağışların, paylaşım hesabına ekleneceğini düzenler.Yargıtay kararlarında bu madde sıkça uygulanır. Örneğin Yargıtay 8. HD, 2019 tarihli bir kararında, kocanın boşanma davasından 6 ay önce kardeşine devrettiği arsa için TMK 229 uygulanarak, arsanın değeri sanki kocanın mal varlığındaymış gibi hesaplamaya dahil edilmiştir. Bu kararlar, boşanma arifesinde yapılan bağış ve devirlerin otomatikman mal kaçırma karinesiyle değerlendirileceğini göstermektedir. Nitekim kanun, boşanmadan önceki bir yıl içinde yapılan karşılıksız kazandırmaların, diğer eşin rızası yoksa, pay azaltma kastıyla yapıldığının karine olduğunu belirtir (TMK 229/1). Yargıtay da bu karineyi uygulamakta, aksi ispatlanmazsa o değeri eklemektedir. Örneğin koca yakın zamanda ailesine ev hediye etmişse, mahkeme o evin değerini kocanın edinilmiş mal listesine ekler ve kadına onun yarı değeri kadar alacak yazar; koca evini ailesine devretmiş olsa bile, sanki üzerinde duruyormuş gibi sonuç değişmez. Üçüncü kişiler kötü niyetliyse (eşin pay azaltma kastını biliyorsa) karardan onlar da etkilenir; örneğin devralan akraba, evi kadına geri vermek zorunda kalabilir veya kadına bedelini öder (TMK 229/2). Yargıtay, bu hükümlerin etkin uygulanması gerektiğini, aksi halde kanunun dolanılabileceğini vurgulamaktadır.
Son yıllardaki eğilimler ve değişiklikler: Yargıtay, genel olarak 2002 sonrası edinilmiş mallara katılma rejiminin prensiplerini oturtmuş durumdadır. 2002-2023 yılları arasında binlerce içtihatla belirsiz noktalar açıklığa kavuşmuştur. Son dönemde dikkat çeken bir eğilim, tarafların iradelerine saygı ve hakkaniyet vurgusudur. Örneğin, eğer eşler boşanırken aralarında malları bölüşmüş ve bu konuda protokol yapmışlarsa, sonradan mal rejimi davası açıldığında hakim genellikle o protokole değer verir (eğer baskı altında yapılmadıysa). Yine, kısa süreli evliliklerde veya evlilik boyunca ayrı yaşayan eşlerde, teknik olarak mal paylaşımı hakkı doğsa bile, Yargıtay bazı istisnai durumlarda hakkaniyet indirimi gibi kavramlara göndermede bulunmuştur (ancak kanunda bu açık değildir, içtihadı birleştirme kararına konu olabilir).
Özetle, güncel Yargıtay içtihatları, Türk Medeni Kanunu’nun öngördüğü boşanmada mal paylaşımı sistemini detaylandırmış, belirsizlikleri büyük ölçüde gidermiştir. Eşler açısından mesaj nettir: Evlilik içinde edinilen her türlü kazanç ortaktır; ancak evlilik öncesi veya karşılıksız kazanılan değerler korunur. Eşlerin kötüniyetli tasarrufları engellenir ve katkısı olanın hakkı teslim edilir. Yargıtay kararları, alt mahkemeler için bağlayıcı olmasa da yönlendiricidir ve genelde bu doğrultuda karar verilir.
Boşanma Sürecinde Mal Paylaşımına İlişkin Sık Sorulan Sorular
Son olarak, uygulamada sıkça karşılaşılan bazı sorulara ve bunların yanıtlarına değinelim:
Boşanmadan önce mal kaçırma durumunda ne olur? Eşlerden biri, boşanma yaklaştığını düşünüp mal varlığını azaltmaya, başkalarına devretmeye veya saklamaya kalkarsa, kanun bu duruma karşı diğer eşi korur. Türk Medeni Kanunu m.229 uyarınca, mal rejimi sona ermeden önceki son bir yıl içinde, diğer eşin rızası olmaksızın yapılan karşılıksız kazandırmalar (bağışlar) paylaşımda hesaba katılır. Ayrıca, evlilik süresince herhangi bir zamanda, diğer eşin paylaşım alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler de (örneğin değeri düşük göstererek satışlar, malı kaçırmak için elden çıkarmalar) aynı şekilde hesaba eklenir. Yani eşiniz mal kaçırmaya kalksa bile, mahkeme o malı varmış gibi değerlendirip payınıza düşeni hesaplar. Bu yüzden mal kaçırma girişimleri genellikle sonuç vermez; aksine, hakim tarafından kötü niyet olarak değerlendirildiğinde karşı tarafın lehine yorumlanır. Ne yapmalı? Boşanma aşamasında, eğer eşinizin mal kaçırmasından endişe ediyorsanız, öncelikle aile konutu gibi önemli mallar için tapuya aile konutu şerhi koydurabilirsiniz. Ayrıca, boşanma dilekçenizde veya ayrı bir dilekçeyle, eşinizin mal varlığına ihtiyati tedbir konulmasını talep edebilirsiniz (örneğin bankalardaki paralara, taşınmazlara tedbir). Mahkeme, çoğu durumda davanın sonucuna kadar satış ve devirleri durdurabilir. Eğer üçüncü kişilere devir çoktan yapılmışsa, TMK m.229/2 gereği, mal paylaşımı davasında o üçüncü kişi de davaya dahil edilerek kararın ona karşı da etkili olması sağlanabilir.
Anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı farklı mıdır? Anlaşmalı boşanmada (TMK m.166/3 kapsamında), eşler boşanmanın tüm sonuçları üzerinde mutabakata varırlar. Bu sonuçlardan biri de mala ilişkindir ancak kanunen mal paylaşımı protokolde belirtilmesi zorunlu bir unsur değildir. Genellikle anlaşmalı boşanma protokollerinde, eşya ve nafaka konuları yazılır; mal paylaşımı konusu ise ya daha sonra halledilmek üzere açık bırakılır ya da “taraflar birbirinden mal talebi olmadığını beyan eder” şeklinde bir hüküm konur. Eğer taraflar mal paylaşımı konusunda anlaşmışlarsa (örneğin ev kadında kalacak, araba erkekte kalacak gibi), bunu protokole ekleyebilirler. Hakim bu mal paylaşımı anlaşmasını incelemekle yükümlü değildir, çünkü onun asıl kontrol edeceği husus çocuk ve nafaka ile ilgili düzenlemelerdir. Ancak protokolde mal paylaşımına dair bir madde varsa ve her iki taraf da bunu serbest iradesiyle kabul ettiğini duruşmada beyan ederse, sonradan bunun dışına çıkmaları zorlaşır. Anlaşmalı boşanmada en büyük fark, genellikle tarafların mal rejimi davası açmaya gerek kalmadan kendi aralarında mal varlığını bölüşmeleridir. Boşanma gerçekleşir gerçekleşmez, protokolde belirtilen devir ve ödemeler yapılır. Eğer protokolde mal varlığı hakkında bir hüküm yoksa, boşanmadan sonra mal rejimi tasfiyesi davası açmak hala mümkündür (10 yıllık süre içinde). Fakat uygulamada çoğu anlaşmalı boşanmada, taraflar mal konusunu ya protokolde çözmüş ya da zımnen herkes elindekini tutacak şekilde anlaşmıştır. Örneğin “taraflar birbirinden nafaka ve mal talep etmeyecektir” gibi bir ifade konduysa, bu, bir tür feragat sayılıp sonradan mal rejimi davasına engel olabilir. Bu yüzden anlaşmalı boşanırken mal konusunun açık ve net yazılması önemlidir. Eğer yazılmadıysa, ileride sürpriz bir davayla karşılaşılmaması için boşanma sonrasında bir “mal paylaşımı sözleşmesi” yapmak da düşünülebilir.
Mal paylaşımı davası ne zaman ve nasıl açılır, zamanaşımı süresi nedir? Mal paylaşımı (mal rejiminin tasfiyesi) davası, boşanma kararı kesinleştikten sonra açılabilir. Ancak uygulamada paylaşılacak mallara ihtiyati tedbir koydurmak için boşanma davasıyla beraber mal paylaşımı davası açılmaktadır. Mal paylaşımı davası boşanma davasının kesinleşmesini beklemek zorunda olsa da mahkeme ihtiyati tedbir kararlarını verir. Zamanaşımı süresi, yukarıda belirttiğimiz gibi 10 yıldır (TMK m.178’deki 1 yıllık süre uygulanmaz). Bu 10 yıl, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren başlar. Örneğin boşanma kararı 2025’te kesinleştiyse, 2035’e kadar dava açılabilir. 10 yıl geçtikten sonra mal rejimi alacak hakkı zamanaşımına uğrar ve ileri sürülemez. Bu sürelere dikkat etmek önemlidir; çünkü mal paylaşımı davası doğrudan kamu düzenini ilgilendiren bir konu olmadığından, hakim re’sen (kendiliğinden) incelemez, karşı tarafın zamanaşımı itirazı olursa dikkate alır. Eğer eşler boşanma sırasında veya sonrasında bir “ikale (feragat) sözleşmesi” ile mal rejimini aralarında nihai olarak çözmüşlerse, bu sözleşme de bağlayıcı olabilir ve sonradan dava açılmasına engel teşkil edebilir (taraflar elden mal bölüşmüş ve bunu yazılılaştırmışsa).
Mal rejimi davası ne kadar sürer, süreç nasıl ilerler? Mal paylaşımı davası, taşınmaz değerleri, bilirkişi incelemeleri, hesaplamalar nedeniyle genellikle uzun süren bir davadır. Tarafların mal listeleri verilir, karşılıklı taleplerini sunar, mahkeme tapu kayıtları, banka kayıtları, araç kayıtları vs. ilgili yerlere müzekkere yazarak mal tespiti yapar. Gerekirse ziynet, katkı, değer artış payı gibi konular da bu davada birlikte görülebilir. Bilirkişiler ekonomik hesaplar yapar, raporlar sunar. Tüm deliller toplandıktan sonra hakim, kimin ne alacaklı olduğu konusunda bir karar verir. Bu süreç 1-2 yılda bitebileceği gibi, itirazlar ve komplekslik durumuna göre 3-4 yıl da sürebilir. Yargıtay aşaması da eklendiğinde, bazen toplam 5 yılı bulabilir. Özellikle karma rejim (2002 öncesi ve sonrası) veya çok kalemli malvarlığı olan davalar daha uzun sürmektedir. Masraflar da dikkate değerdir: Dava değerinin binde 68,31’i nispi harç olarak peşin alınır (2025 yılı için oran yaklaşık böyledir, ileride değişebilir), ayrıca her bilirkişi için ücret ödenir. Bu da epey yekün tutabilir. Bu nedenle, aslında bir avukat yardımıyla tarafların anlaşarak mal paylaşımını çözmesi çoğu zaman her iki tarafın lehine daha ekonomik ve hızlıdır. Ama anlaşma mümkün değilse, hukuki süreç maalesef böyle ilerler.
Evlilik sırasında alınan krediler ve borçlar için eşimin hakkı var mı? Örneğin evlilik boyunca bir eşin krediyle aldığı ve taksit ödediği bir mal varsa, diğer eş “borcu da beraber ödedik” diyerek hak talep edebilir mi? Yukarıda borçlar bölümünde değindiğimiz gibi, evlilik içindeki ödenen taksitler zaten edinilmiş gelirlerle ödenmiş olduğundan, o malın değeri paylaşılırken dolaylı olarak her iki eşin katkısı hesaba girer. Yani eşiniz sizinle birlikte o borcun yükünü taşımışsa, malın değerinden pay alacağından, hakkını almış olur. Ama “eşim taksitlere hiç katkı yapmadı, hepsini ben ödedim” derseniz de, kanun bunu önemsemez; çünkü edinilmiş mallarda katkı oranı aranmaz, yasal olarak eşin gelirinin olması veya ödemeye fiilen katkı yapmış olması şart değil, yine de yarı yarıya hakkı vardır. Bu, edinilmiş mallara katılma rejiminin otomatik bir sonucudur. Eşin katkısı çok düşük olsa da, ev hanımı da olsa fark etmez. Ancak mal ayrılığı rejiminde olsaydınız, katkısı olmayan eş pay alamazdı (sadece ispat edebilirse katkı payını alabilirdi). Dolayısıyla, edinilmiş mal rejiminde “ben ödedim sen de ortak oluyorsun” durumu kanundan kaynaklanan bir haktır, eşinizin payı vardır.
Boşanmadan önce alınan mallar ne olacak? Boşanmadan hemen önce (dava açılmadan kısa süre önce) bir eş yüksek değerli bir mal satın aldıysa, bu da edinilmiş mal sayılır. Ancak dava açıldıktan sonra alınan mallar sayılmaz demiştik. Diyelim ki eşiniz boşanmadan bir ay önce üzerine bir arsa aldı. Bu arsa boşanmada tabii ki paylaşılacak (edinilmiş mal, rejim bitmeden alınmış). Fakat eğer bu alım, aslında para saklama amaçlı vs. ise belki diğer eşin rızası olmadan yapılmış bir tasarruf olduğundan vs. iddialar gelişebilir. Ama sonuç olarak o mal hala eşin üzerinde ve rejim sırasında alındığı için, normal bir edinilmiş mal gibi yarı yarıya hesaba girer. Boşanma davası açıldıktan sonra eşin mal alması (örneğin davayı açtıktan sonra araba aldı), bu mal tamamen onun kişisel malı sayılır; fakat ödemeyi evlilik içindeki gelirle yapmıştır muhtemelen. İşte burada şu sorun çıkabilir: Davayı açtığı anda aslında mal rejimi bittiği için, dava açıldıktan sonraki kazançlar teknik olarak kişisel mal. Yargıtay, sırf davayı açtı diye ertesi gün aldığı maaşı bile kişisel sayar, çünkü rejim bitti. Bu biraz sert bir çizgidir ama kural bu. Ancak kötüye kullanma olmaması için (boşanma davası açar açmaz tüm birikimiyle altın alıp saklamak gibi), yine de eşler arası güven sorumluluğu ilkesi devreye girebilir; eğer boşanma davası sürerken olağanüstü harcamalar yapıldıysa hakim bunu da değerlendirir (örneğin parayı çarçur ettiyse denkleştirme isteyebilir).
Altınlar, takılar ve çeyizler nasıl paylaşılır? Bu soru çok gelir: “Düğünde takılan altınları paylaşacak mıyız?” Hayır, bunlar mal rejimi kapsamında paylaşılmaz; çünkü bunlar zaten kimin hakkıysa onun kişisel malı. Genelde kadına takılan altınlar kadının olur, erkek tarafı takmış olsa bile. Eğer bu altınlar duruyorsa, kadın onları aynen alır. Eğer erkek aldı bozdurdu harcadıysa, kadın ziynet alacağı davası açarak bunların bedelini isteyebilir. Bu dava, mal paylaşımı davasından ayrı bir davadır ve zamanaşımı 10 yıl veya daha kısa (Yargıtay burada 10 yıl diyor, bazı görüşler 1 yıl diyor – ama ziynet davası boşanma sonuçlarından bağımsız da açılabilir, hatta boşanma davasıyla birlikte bile istenebilir). Çeyiz eşyaları da kime aitse ona verilir; genelde kadının getirdiği çeyizler kadının, erkeğin aldığı ev eşyaları erkeğin sayılır ama bu konuda yazılı kurallar yok, örf ve adet ile hakim takdiri var. Uygulamada hakimler, eşyanın listesini yapıp mümkünse taksim eder, mümkün değilse bedelini takdir eder. Mal rejimi davasında ziynet ve çeyiz genelde hariç tutulur, ayrı görülür.
Maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı ilişkisi nedir? Boşanma sebebiyle kusursuz veya az kusurlu eşin talep edebileceği maddi tazminat, mal rejiminden bağımsızdır. Örneğin aldatma nedeniyle boşanan kadın, kocasından 100.000 TL manevi, 50.000 TL maddi tazminat kazanmış olabilir. Bu tazminat ödenirken, mal paylaşımından gelen alacak ile karıştırılmaz. Hatta Yargıtay, mal paylaşımından gelen alacağı, boşanma tazminatları değerlendirilirken dikkate almayın der. Yani “nasılsa mal paylaşımında para alacak, bir de tazminata gerek yok” şeklinde düşünülmez; ikisi ayrı hukuki kalemlerdir. Bu nedenle, boşanma davasında verilen maddi-manevi tazminatlar, mal paylaşımı davasının hesabına dahil edilmez. Aynı şekilde yoksulluk nafakası da mal paylaşımından etkilenmez; kişi mal paylaşımında para alsa bile, yoksulluk nafakası şartları oluşmuşsa alabilir. Ancak pratikte çok yüksek mal varlığı edinen eşe nafaka çok düşük bağlanabilir veya hiç bağlanmayabilir (hakkaniyet gereği). Yargıtay, mal rejimi alacağına kavuşmuş olmayı yoksulluk nafakasına engel görmemektedir; çünkü nafaka, düzenli geliri olmayana bağlanır, mal paylaşımından gelen para ise bir gelire dönüşmedikçe bunu etkilemez.
Türkiye’de boşanmada mal paylaşımı, gerek kanuni düzenlemeler gerek Yargıtay içtihatlarıyla oldukça sistematik hale gelmiştir. Bu rehberde ele aldığımız üzere, evlilik içinde edinilen malların akıbeti, kişisel malların korunması, borçların etkisi, özel durumlar ve örnek hesaplamalar gibi pek çok boyut vardır. Boşanma sürecini yaşayan bireyler için en önemli tavsiye, mal rejimi konusunda haklarını bilmeleri ve mümkünse bir avukata danışarak hareket etmeleridir. Avukatlar için ise, Yargıtay’ın güncel kararlarını takip etmek ve her somut olaya en uygun hukuki çözümü önermek önemlidir. Unutulmamalıdır ki, mal paylaşımı davası teknik bir konudur ve doğru hazırlık ile yürütülmezse hak kaybına yol açabilir. Eşler evlenirken bir mal rejimi sözleşmesi yaparak ileride doğabilecek anlaşmazlıkları en baştan önleyebileceklerini de unutmamalıdır. Eğer böyle bir sözleşme yoksa, bu rehberde anlatılan yasal rejim kuralları, boşanmada adil bir paylaşım sağlamayı hedeflemektedir. Adil bir sonuç için, süreç boyunca dürüstlük kuralına uygun davranmak, mal kaçırma gibi etik dışı yollara sapmamak ve gerektiğinde uzman desteği almak en doğru yaklaşım olacaktır.

Yorum Bırakın