In Boşanma Avukatı

Boşanma Davaları Neden Bu Kadar Uzun Sürer?

Meslek hayatımda neredeyse kırk yılı geride bırakmak üzereyim. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi sıralarından 1986 yılında mezun olduğum günden bu yana, hukuk sistemimizin geçirdiği sayısız değişime tanıklık ettim. Vakıfbank ve İmar Bankası gibi dev kurumlarda Baş Hukuk Müşavirliği yaptığım yıllarda da, Hedef Alliance Holding bünyesinde İcra Kurulu Üyesi olarak görev aldığım dönemlerde de ve nihayetinde 2008 yılından beri kendi hukuk büromda müvekkillerimle birebir ilgilendiğim süreçte de değişmeyen tek bir soru ile karşılaştım. O soru şuydu Aydın Bey, bu dava neden bitmiyor?

Boşanma kararı almak, bir insan için hayatının en zorlu dönemeçlerinden biridir. Kişi zaten duygusal olarak yıpranmış, maddi ve manevi olarak yorgun düşmüştür. Bu süreçte beklentisi, hukukun hızlıca devreye girmesi ve onu bu belirsizlikten kurtarmasıdır. Ancak ne yazık ki uygulamada işler müvekkillerimizin arzuladığı hızda ilerlemez. Bir boşanma avukatı olarak sizlere, adliye koridorlarında işleyen bu yavaş çarkın sebeplerini, neden bazen bir duruşma gününün aylar sonraya verildiğini ve bir dosyanın neden yıllarca kapanamadığını tüm şeffaflığıyla anlatmak isterim. Zira süreci anlamak, bu zorlu yolculukta sabrınızı korumanın en önemli anahtarıdır.

Çekişmeli Boşanmanın Doğası ve İspat Yükümlülüğü

Öncelikle ayrımı doğru yapmak gerekir. Eğer eşinizle masaya oturup her konuda anlaştıysanız, yani mal paylaşımı, velayet ve nafaka gibi konularda bir uzlaşı sağladıysanız davanız anlaşmalı boşanma olur ve tek celsede sonuçlanır. Ancak ülkemizdeki boşanmaların büyük bir kısmı ne yazık ki bu şekilde sonuçlanmaz. Taraflar arasında en ufak bir anlaşmazlık olduğunda dava çekişmeli boşanma davasına dönüşür.

Çekişmeli boşanma davalarının uzun sürmesinin temel sebebi Türk Medeni Kanunu içerisindeki kusur ilkesidir. Hakim boşanmaya karar verebilmek, tazminata hükmedebilmek veya nafakayı belirleyebilmek için hangi eşin daha fazla kusurlu olduğunu tespit etmek zorundadır. Kimin kusurlu olduğunun tespiti ise iddiaların havada uçuştuğu değil, kanıtların konuştuğu bir süreçtir. Her iki taraf da birbirini suçlar. Ancak hukuk sistemimizde iddia eden iddiasını ispatla mükelleftir. Bu ispat süreci, mahkemenin titizlikle yürütmesi gereken ve asla aceleye getirilemeyecek bir yargılama faaliyetidir. Çünkü verilecek karar tarafların sadece bugününü değil, geleceğini de şekillendirecektir.

Dilekçeler Aşaması Sandığınızdan Çok Daha Uzundur

Bir boşanma davası açıldığında hemen duruşma günü verilmez. Birçok müvekkilim dava açar açmaz hakim karşısına çıkacağını sanır ancak bu büyük bir yanılgıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince, duruşmalar başlamadan önce tamamlanması gereken yazılı bir aşama vardır. Biz buna dilekçeler teatisi aşaması deriz.

Süreç şöyle işler Önce davacı dava dilekçesini verir. Bu dilekçe davalıya tebliğ edilir ve davalının buna cevap vermesi için iki haftalık süresi vardır. Davalı cevap dilekçesini sunduktan sonra, bu sefer davacının bu cevaba karşı bir cevap yazma hakkı doğar. Davacı cevaba cevap dilekçesini sunduğunda, son olarak davalının ikinci cevap hakkı ortaya çıkar. Gördüğünüz gibi sadece tarafların iddia ve savunmalarını kağıda dökmesi dört aşamalı bir süreçtir. Postada geçen süreler, tarafların ek süre talepleri ve tebligatların ulaşma süreleri de hesaba katıldığında, sadece bu yazışma aşaması ortalama dört ile altı ay arasında bir zaman dilimini kapsamaktadır. Henüz hakimin yüzünü bile görmeden yarım yıl geçebilir.

Hukuk Sistemimizin Kanayan Yarası Tebligat Sorunları

Davaların uzamasındaki en büyük gizli engel ne yazık ki tebligat sürecidir. Bir davanın ilerleyebilmesi için mahkemenin yaptığı her işlemin, duruşma gününün veya bilirkişi raporunun taraflara usulüne uygun olarak bildirilmesi şarttır. Bu bir anayasal haktır ve savunma hakkının kısıtlanmaması için hayati önem taşır.

Ancak uygulamada tebligatlar sıkça sorun yaratır. Davalı taraf adreste bulunamaz, taşınmış olur, yurt dışında yaşıyor olabilir veya tebligat parçası postadan mahkemeye çok geç dönebilir. Hakim, tebligatın davalının eline ulaştığından emin olmadan dosyada tek bir adım dahi atamaz. Bazen sadece bir tebligatın sonucunu beklemek için duruşmanın üç veya dört ay sonraya ertelendiğine şahit oluruz. Hele ki taraflardan biri yurt dışında yaşıyorsa, yurt dışı tebligat süreçleri aylar hatta bazen bir yılı bulan sürelere yayılabilmektedir.

Mahkemelerin İş Yükü ve Duruşma Aralıkları

İstanbul gibi metropollerde yaşayanlar kalabalığın hayatı nasıl yavaşlattığını iyi bilirler. Aynı durum adliyelerimiz için de geçerlidir. Bir Aile Mahkemesi hakiminin önünde binlerce dosya bulunmaktadır. Hakimlerimiz insanüstü bir gayretle çalışsalar da, günün saatleri bellidir ve bir günde yapılabilecek duruşma sayısı sınırlıdır.

Bu yoğun iş yükü sebebiyle, iki duruşma arasına mecburen uzun süreler konulmaktadır. Bir duruşma yapıldığında, hakim eksiklerin tamamlanması için bir sonraki duruşmayı mecburen üç, dört ve bazen beş ay sonrasına vermek zorunda kalır. Basit bir tanık dinleme işlemi veya eksik bir evrağın getirtilmesi için bile aylar sonrasına gün verilmesi, sistemin kapasite sorunundan kaynaklanan acı bir gerçektir.

Delillerin Toplanması ve Kurumlarla Yazışmalar

Boşanma davası sadece tarafların ayrılmasından ibaret değildir. İşin içine mal rejiminin tasfiyesi, ziynet eşyaları, maddi manevi tazminat ve nafaka girdiğinde mahkeme detaylı bir ekonomik sosyal durum araştırması yapmak zorundadır.

Mahkeme bu süreçte adeta bir dedektif gibi çalışır. Bankalara yazı yazılarak hesap hareketleri istenir, Tapu Müdürlüklerine yazı yazılarak gayrimenkuller sorulur, Emniyet Müdürlüğüne yazı yazılarak tarafların sosyal durumu araştırılır, iş yerlerine yazı yazılarak maaş bilgileri talep edilir. Mahkemenin yazdığı bu yazılara, ilgili kurumların cevap vermesi zaman alır. Bazen bir bankadan gelecek hesap dökümü için aylarca beklendiği olur. Kurumlardan cevap gelmeden dosya tekemmül etmez, yani tamamlanmaz ve hakim karar veremez.

Tanıklık Müessesesi ve Yaşanan Zorluklar

Aile mahkemelerinde tanık beyanları hayati öneme sahiptir. Aile içi olaylar genellikle mahrem alanda yaşandığı için, yaşananları bilen veya duyan tanıkların anlatımları davanın seyrini değiştirir. Ancak tanık dinletmek de süreci uzatan bir faktördür.

Tanıklar duruşma günü gelmeyebilir, hasta olabilir veya şehir dışında yaşayabilir. Şehir dışında yaşayan bir tanığın dinlenmesi için o şehrin mahkemesine talimat yazılması gerekir. Talimatın gitmesi, o mahkemenin tanığı çağırması, dinlemesi ve ifade tutanağını asıl mahkemeye geri göndermesi başlı başına aylar süren bir bürokratik işlemdir. Her iki tarafın da üçer dörder tanığı olduğunu düşünürseniz, sadece tanıkların dinlenmesi bile birkaç celse sürebilir ve bu da davanın en az bir yıl uzaması demektir.

Bilirkişi İncelemeleri Olmazsa Olmazdır

Hakim hukuki konularda uzmandır ancak her konuda uzman olması beklenemez. Örneğin bir çocuğun velayetinin kime verilmesinin çocuğun psikolojik gelişimi için daha iyi olacağına hakim tek başına karar veremez. Bunun için pedagog veya sosyal hizmet uzmanlarından rapor alınması gerekir.

Aynı şekilde, düğünde takılan altınların değerinin hesaplanması için kuyumcu bilirkişisine, edinilen malların değerinin tespiti için gayrimenkul değerleme uzmanına veya hesap bilirkişisine ihtiyaç vardır. Dosyanın bilirkişiye gitmesi, bilirkişinin inceleme yapıp raporunu hazırlaması ve mahkemeye sunması zaman alır. Üstelik taraflar gelen rapora itiraz ederse, dosya ek rapor alınması için tekrar bilirkişiye gönderilir. Bu git geller dava sürecini ciddi anlamda uzatan faktörlerdir.

İstinaf ve Yargıtay Süreci

Yerel mahkeme kararını verdiğinde müvekkiller derin bir nefes alır ancak hukuki süreç henüz bitmemiştir. Taraflardan biri, ki genellikle kaybeden taraf olur, kararı beğenmeyip bir üst mahkemeye taşıma hakkına sahiptir. Önce Bölge Adliye Mahkemesi yani İstinaf, ardından da Yargıtay süreci başlar.

Dosyanın yerel mahkemeden çıkıp üst mahkemeye gitmesi, orada sıraya girmesi, incelenmesi ve karara bağlanıp geri dönmesi günümüz şartlarında maalesef uzun yıllar alabilmektedir. Yerel mahkemenin iki yılda bitirdiği bir dava, istinaf ve Yargıtay süreçleriyle birlikte toplamda dört veya beş yıla kadar uzayabilmektedir. Bu durum, adaletin geç tecelli etmesi gibi görünse de, hatalı kararların düzeltilmesi için kurulmuş bir denetim mekanizmasıdır.

Sonuç Olarak Sabır ve Strateji

Tüm bu anlattıklarım karamsar bir tablo çizmek için değil, aksine gerçekçi bir beklenti oluşturmak içindir. Otuz yılı aşkın, kırk yıla yaklaşan meslek hayatımda gördüğüm şudur Boşanma davası bir sürat koşusu değil, bir maratondur. Bu maratonda nefesini iyi ayarlayan, fevri davranmayan ve hukuki prosedürlere hakim olan taraf kazanır.

Süreci hızlandırmanın yegane yolu, işini iyi takip eden, tebligat aşamalarını sıkı denetleyen, delillerini zamanında ve eksiksiz sunan, duruşmalara hazırlıklı giren profesyonel bir avukatla çalışmaktır. Biz avukatların elinde sihirli bir değnek yoktur, yargılamayı bir günde bitiremeyiz. Ancak tecrübemizle, sistemin tıkanan damarlarını öngörüp ona göre aksiyon alarak, sürecin gereksiz yere daha da uzamasını engelleyebiliriz.

Boşanma sürecindeyseniz veya bu yola girmeyi düşünüyorsanız, size en büyük tavsiyem sabırlı olmanızdır. Hukuk, bazen yavaş işlese de, doğru takip edildiğinde mutlaka hedefine varır.

Yorum Bırakın